VERVELLA – Ascophyllum Nodosum

VERVELLA – Ascophyllum Nodosum

Ascophyllum Nodosum ve Sağlığa Faydaları

Ascophyllum nodosum Norveç ve İskoçya dahil olmak üzere Kuzey Atlantik bölgesinde yetişen bir kahverengi yosun türüdür. Ascophyllum nodosum ayrıca karayosunu veya kahverengi deniz yosunu olarak da bilinir.
Deniz yosunlarının kara bitkilerinde bulunmayan eşsiz deniz temelli bileşenler bulundurduklarından kayda değer bir işlevsel besin oldukları uzun zamandır bilinmektedir.

Bu değerli bileşenlerin vücuda yararlı olduğu rapor edilmiştir.

Kahverengi deniz yosunu proteinler, peptitler, amino asitler, yağ asitleri, polisakkaritler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar içerir ve vücudunuzun daha sağlıklı olmasına yardımcı olur.

Ascophyllum nodosum’un besin değerleri olabildiğince zengindir.

En önemlisi, antioksidan olarak ORAC ile ölçülen büyük bir potansiyeli vardır. Birçok çalışma, Ascophyllum Nodosum’un güçlü bir antioksidan olarak işlev görebileceğini ve oksidatif strese karşı çalışabileceğini destekler.

Bilimadamları, Ascophyllum nodosum’un eşsiz polisakkaridinin – ascophyllan– en önemli antioksidan bileşenlerinden biri olabileceğini söylerler. Bir çalışmada ascophyllan, fucoidandan daha güçlü bir antioksidan olabilme ihtimalini göstermiştir.

Yüksek phlorotannin oranı sayesinde, Ascophyllum nodosum’un hücresel seviyede de inflamasyonu durdurabileceğine inanılır.

Aschophyllum nodosum’un gösterdiği antienflamatuar özellikler, genel inflamasyon birçok kronik hastalıkta belirgin olduğu için kolayca fark edilebilir.

Aschophyllum nodosum ayrıca güçlü bir antibakteriyel maddedir. Hayvanlar üzerinde yapılan bir çalışma, boğaların ve düvelerin Ascophyllum nodosum yemeleri sonucunda Escherichia coli kaynaklı hastalıklarda Salmonella vakalarında azalma görülmüştür.

Caenorhabditis elegans (toprakta yaşayan kurtlar) üzerinde yapılan başka bir çalışmada Ascophyllum nodosum ekstraktının bu hayvanları Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonunun olası zararlarından koruduğu görülmüştür.

Birçok yosun polisakkaridinin (Aschophyllum Nodosum’da bulunanlar dahil) kara bitkilerinde bulunan birçok patojene karşı aktif savunma mekanizmalarını harekete geçirerek antiviral, antifungal ve antibakteriyel olarak hareket ettiği görülmüştür.

Ascophyllum Nodosum bağışıklık sistemini güçlendirmede yardımcı olur.

Ascophyllum nodosum’un prebiyotik olarak hareket etmesi, ayrı bir konudur. Örneğin son zamanlarda yapılan bir çalışma sütten kesilmiş domuz yavrularının bağırsak floralarını iyileştirme potansiyeli olduğunu göstermiştir.

Kilo vermek isteyen insanların Ascophyllum nodosumun’un iştah azaltmaya yardımcı olan etkilerini duymaktan mutlu olacaklarına şüphe yok!
Güçlü antioksidan özellikleri dikkate alınacak olursa, Ascophyllum nodosum’un iyileştirici özelliklerinden dolayı dikkat çekmiş olması sürpriz değildir. Birçok çalışma, Ascophyllum nodosum’un sık görülen tıbbi şikâyetlerin giderilmesinde yardımcı olduğunu göstermektedir.

Örneğin kanseri ele alalım.

Çalışmalar, Ascophyllum nodosum dahil esmer su yosunları kaynaklı sülfatlı polisakkaritlerin güçlü birer anti tümör olduklarını göstermiştir. Bir deneyde, Ascophyllum nodosum’dan ekstrakte edilen fucoidan’ın insan HCT116 bağırsak karsinoma hücrelerinin yaşayabilirliğini azalttığı ve yok edilmesini hızlandırdığı görülmüştür.

Başka çalışmalar Ascophyllum Nodosum’un salgıladığı biyoaktif kimyasallarının anti proliferatif ve anti kanser etkilerin normal (örn. fibroblast) ve habis (adenokarsinoma) hücrelerde benzer etkilere sahip olduğu görülmüştür.

Şeker hastalığı hususunda, Ascophyllum nodosum’un kan glukoz seviyesini düşürüp kanın genel antioksidan kapasitesini artırmasına yardımcı olduğu görülmüştür.

Ascophyllum ayrıca kalp damar hastalıklarının iyileştirilmesine de yardımcı olur. Bir çalışma anti trombotik ve pıhtılaşma karşıtı eylemlerini desteklemiştir.

Kadın sağlığına yönelik olası faydaları da ineklerin hamile kalma oranlarıyla ilgili bir çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada, Ascophyllum Nodosum ek besini verilen ineklerin hamile kalma oranlarında yedi kat artış görülmüştür.

Ascophylum nodosum ayrıca genel detoksifikasyon içinde kullanılabilir. Zehirli ve ağır metallerin ve radyasyonun vücuttan atılmasını kolaylaştırır, lenf sistemini ve böbrekleri temizlenmesine ve alkalin – asit dengesini düzenlenmesine yardımcı olur.

Ascophyllum hakkında diğer notlar:
• Toksisitesi yoktur!
• Hücre bağışıklık işlevlerini geliştirir ve devridaim eden antioksidan seviyelerini artırılmasına yardımcı olur.
• Yararlı bakterilerin büyümesine yardımcı olur. (Bifidobacteria)
• Zararlı bakterilerle savaşmaya destek olur. (E. coli, streptococci)
• Genel metabolik süreçlerin iyileşmesine katkı sağlar.
• Tekrar eden böbrek taşı hastalarında güvenle kullanılabilir.
• Kalp, karaciğer ve böbrek sağlığına destek olmak amacıyla güvenle kullanılabilir

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut
International Sports Nutritionist & Health Coach
Certified Banting Coach – The Noakes Foundation

Beslenmeyle İlgili 5 Klişe

Beslenmeyle İlgili 5 Klişe

Beslenmeyle ilgili pek çok klişe vardır ve ne yazık ki bunlar artık değişmez bir bilgi gibi kazınmıştır.

1- ‘’Kahvaltı günün en önemli öğünüdür!’’

Hepimize kahvaltı etmemiz söylenir ancak bu oldukça kötü bir tavsiyedir. Sabah uyandığınızda insülin seviyeniz oldukça düşüktür ve bu durum normal şartlarda yakamayacağınız yağlara ulaşmak için bir fırsattır. Yapabileceğiniz en kötü şey insülin ve glikoz miktarını yükselterek ve yağ yakımını hemen durdurarak yemek yemektir. Günün ilk öğününü bu süre boyunca tamamen acıkacağınız ve vücutta depolanan yağı yakacağınız en azından birkaç saate ertelemek daha iyi bir seçim olacaktır.

En kötüsü ise yağ yakımını hemen durduracağınız gibi, insülin ve glikozu olabildiğince arttırarak yüksek karbonhidratlı bir kahvaltı etmek olur. Böyle bir kahvaltı etmek yağ yakımı yerine glikoz yakımını pekiştirmenin yanında olabildiğince fazla kaloriyi yağ depolarına gönderir çevirir. Ayrıca insülinin ve glikozun aşırı yükselmesi her zaman birkaç saat sonra glikozda aşırı düşüşe yol açar. Ne kadar yükseltirseniz o kadar hızlı düşer bunu unutmayın! Bu daha şiddetli açlığı tetikler. (kan şekerinizin düşmesini ve midenizin kazınması istiyorsanız yalnızca karbonhidratlı bir kahvaltı yapın ve nasıl hissedeceğinizi görmek için 2-3 saat bekleyin)

Sabah kahvaltıyı geciktirmek veya biraz ertelemek işinize yarayacaktır; zira evrimimiz boyunca insanlar daima avcı toplayıcı olmuş, sabahları ilk olarak büyük bir kahvaltı yapmak yerine gün boyunca avlanıp toplayıcılık yapmış ve alınan kalorilerin çoğunu (sabahları alınmayıp çoğu akşam alınan) daha sonra gün içinde almışlardır.

2- ‘’Az ve sık öğünler yiyin.’’

Bu klişe pek çok işe yaramaz tavsiyeden biridir. ’’Metabolizmamızı sürdürmemiz’’ ve ‘’vücudumuzun açlık haline girmemesi’’ için sık öğünler yememiz söylenir. Bu gerçeğin tam tersidir: yağ yakmak için olabildiğince fazla aç kalmalısınız ve devamlı yiyerek kalori almak yerine depolanmış yağlarınız ile hayatınızı sürdürmede uzmanlaşmalısınız. Benzer şekilde kas yapmak için gün boyunca sık sık protein almamız söylenir ve bu teori de kanıtlanmamıştır. Elbette kas yapmak için yeterli miktarda protein almak gerekir fakat bunu sık sık yapmak son derece yanlıştır.

Ağzınıza attığınız yer lokma kan şekerinizin belli bir oranda yükselmesine ve buna bağlı olarak insülin salgılatmanıza neden olacak! Yani sık sık yemek yerseniz insülin değeriniz hep yüksek kalacak! Nasıl depolanan yağları yakmayı bekliyor sunuz? Bunun bilim ile açıklanacak hiçbir tarafı yoktur! Sürekli bir şeyler tüketmeniz gerektiğini bilim değil de bu ürünleri satan lobiler söylüyor olabilir mi?

3- ‘’Açlık yağ yakmak yerine kas kaybına yol açar.’’

Birçok kişi aç kalmaya başlarlarsa ya kas yapamayacaklarından ya da kaslarını kaybedeceklerinden endişelenir. Ne yazık ki bu da doğru bir bilgi değildir. Eğer doğru olsaydı günümüzde insan soyu tükenmiş olurdu.

Aslına bakarsak büyüme hormonu aç kaldığımız süre boyunca artar. (hem uyku boyunca hem de aç kaldığımız süreden sonra) Büyüme hormonu açlık hormonu olarak da adlandırılabilir çünkü 24 saat açlıktan sonra %2000’e kadar artabilir. Büyüme hormonu oldukça kas yapıcı bir etkiye sahipken, aynı anda hem olabildiğince yağ yakıp hem de kas yapmak isteyen vücut geliştirmeciler için çok önemlidir. Büyüme hormonu açlık boyunca kasları korumak için yükseli, siz sürekli yemek yiyerek bu hormonun salgılanmasını da bloke etmiş olursunuz.

Aslında tam tersi doğrudur; açken dayanıklılık antremanları yapıyorsanız (şiddetle tavsiye edilir) kaslar korunur ve gelişebilir. Ayrıca insanlar açken salgılanan adrenalin ve noradrenalin sayesinde pür dikkat odaklanır ve tetikte olurlar. (daha önceleri evrimimizde bu artan enerji ve tetikte olma durumu gerektiğinde av yakalamamıza yardımcı olmuştur.)

4- ‘’Açken metabolizman yavaşlar.’’

Bu klişe de tamamen yanlıştır. Birçok araştırma 72 saate kadar aç kaldığınızda metabolizmanın yavaşlamadığını ve aslında katakoleminlerin (epinefrin veya adrenalin, noradrenalin ve dopamin) salgılanması ve sempatik sinir sisteminin (karşıtı parasempatik sinir sistemi veya ‘’dinlen ya da sindir’’ sistemi olarak adlandırılırken sempatik sinir sistemi genellikle ‘’savaş ya da kaç’’ sistemi olarak adlandırılır) harekete geçirilmesiyle biraz hızlanabileceğini kanıtlamıştır. Savaş ya da kaç sempatik sinir sisteminin avcı-toplayıcı insanların en çok aktif ve aç oldukları (yemek ararken) zaman, gün içinde harekete geçirilmesi ve parasempatik ‘’dinlen ve sindir’’ haline akşam büyük bir porsiyon yemek yenildikten sonra geçmesi mantıklıdır.

5- ‘’Yemek yemezsem kan şekerim düşecek.’’

Araştırmalar şeker ilacı almayan, önemli bir sağlık sorunu olmayan sağlıklı kişilerin kan şekeri düşmeden uzun zaman aç kalabileceklerini göstermiştir. Aslında hipoglisemi veya düşük kan şekerinin (diyabetik olmayanlarda) neredeyse tüm türleri birkaç saat önce çok yüksek glisemik indeksli karbonhidratlı yiyecekler yemekten kaynaklanır. Karbonhidrat yerseniz kan şekeri HIZLA yükselir, sonra insülin yükselir, daha sonra da kan şekeri HIZLA düşer. Bu durum sizin yüzünüzdendir. Bir topu ne kadar yukarı fırlatırsanız o kadar hızlı düşer!

Sevgi ve Sağlıkla Kalın,
Sencer Bulut
International Sport Nutritionist & Health Coach
Certified Banting Coach – The Noakes Foundation

Biraz Aç Kalabilirsiniz!

Biraz Aç Kalabilirsiniz!

Az çaba göstererek ve uzun süre etkili olacak şekilde yağ yakmanın yolu ne midir?

Kendinizi günde iki öğün yemeye (ve aralarda atıştırmamaya) alıştırın.

Bunu yapmanın en kolay yolu ne mi?

Kahvaltıyı atlayarak doğal gece diyetinizi uzatın (kahve içmek bunu kolaylaştırır ve daha eğlenceli hale getirir. Ayrıca kahvenin sağlığa birçok faydası da vardır.) Kahvaltı etmemek, hafif bir öğle yemeği ve daha büyük bir akşam yemeği yemek ayrıca vücudun sempatetik (kaç veya savaş) ve parasempatetik (dinlen ve sindir) sinir sistemi tonlarının arasındaki doğal geçişleri maksimize eder. Gün içinde az yiyerek daha sempatetik tondayken tetikte olursunuz ve akşam karnınız tokken parasempatetik tonda daha iyi dinlenirsiniz.

Tipik olarak, tokluk yemeye başladığınızdan sonra bu yediğiniz yemek üç – beş saat içinde sindirilinceye kadar sürer. İnsülin değeri yükselir, yağ yakımı tamamen durur ve kalorilerin yağ olarak depolanmasını artırır. Bu bahsedilen saatlerden sonra, yenen yemeğin son parçaları hala sindirilirken, vücut post-soğurgan duruma geçer. Post-soğurgan durum son yemekten 8 – 10 saat sonrasına kadar, siz gerçekten acıkana kadar sürer. Genelde son yemeğinizden sonra verimli-diyet durumuna geçmeniz 8-10 saat alır.

Diyet durumundayken, vücudunuz beslenme durumunda ulaşılamayan yağları yakabilir. Son yemeğimizden 8-10 saat sonrasına kadar diyet durumuna giremediğimiz için vücudumuzun bu yağ yakma durumunda bulunması çok nadirdir. Bu, diyete başlayan insanların ne yediklerini, ne kadar yediklerini ve ne sıklıkta egzersiz yaptıklarını değiştirmeden yağ kaybetmeye başlamalarının nedenidir. Bu sistem ile diyet yapmak, sizi normal yeme düzeninizde nadiren yakalayabileceğiniz bir yağ yakma durumuna sokar.

Karbonhidratlardan kaçınınız!

Karbonhidrat yemek, özellikle de işlenmiş lifsiz karbonhidratlar, diğer makrobesinlere göre glükoz ve insülin değerini daha fazla yükselttiği için tokluk hissinin daha kısa süre yaşanmasını sağlar. Genel olarak, bir öğünden sonra vücudunun besini işlemek ve yakmak için birkaç saat harcar. Çünkü kan dolaşımınızda (yediğiniz besin sayesinde) kolayca ulaşılabilir, hazır ve yakması kolay bir besin vardır; bu yüzden vücudunuz depoladığı yağ yerine bunu kullanmayı seçecektir. Bu özellikle karbonhidrat kullandığınızda geçerlidir, çünkü bunlar hızla glukoza çevrilir ve vücudunuz diğer kaynaklardan önce glükoz yakmayı tercih eder. (yüksek glükoz seviyesi toksiktir ve vücudunuz glükozdan kurtulmak için öncelikle bunu yakar, aynı şekilde vücut enerji elde etmek için diğer enerji kaynaklarından önce alkolü yakar ve alkol bu şekilde yağ yakılmasını sabote eder.)

Sporu hala tartışıyor muyuz?

Egzersiz yağ adaptasyonuna büyük ölçüde yardım eder. Glikojen (glükozun kaslarınızda ve karaciğerinizde depolanmış hali) uyuma ve diyet esnasında azalır, egzersiz esnasında daha da fazla azalır ve insülin duyarlığını artırır. Bu demektir ki egzersizinizden sonra hemen yiyeceğiniz bir öğün en verimli şekilde depolanacaktır: kaslarda glikojen olarak, yenileme sürecine yardım etmesi için enerji olarak yakılacak ve çok az bir kısmı yağ olarak depolanacaktır. Spordan hemen sonra bir şeyler tüketmek gerektiği safsatası da çürümüş olur.

Yani insülin duyarlılığı normal seviyedeyken, karbonhidratın ve besinlerin hepsi tamamen glikojen olarak depolanacak, kan dolaşımında yeterince glükoz olacak ve böylece daha fazlası yağ olarak depolanacaktır.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut
International Sports Nutritionist & Health Coach

Tokluk ve Açlık Oyunları

Tokluk ve Açlık Oyunları

Vücudunuz, iki zıt kutup arasında düz bir geçişe göre tasarlanmıştır: “Tokluk” ve “Açlık”

Tokluk durumda, insülin yükselir ve bu da vücudunuza yağ hücrelerinde kalori depolamanız yönünde sinyaller gönderir. İnsülinin varlığında, yağ yakımı durur ve vücut bunun yerine glikoz yakma eğilimine geçer.

Açlık durumda ise, insülin düşük seviyededir (buna karşın glikagon ve büyüme hormonu seviyesi yükselir). Vücut yağ hücrelerindeki depolanmış yağı harekete geçirir ve enerji için bu yağı yakma eğilimi gösterir.

Vücut sadece ve sadece Açlık durumunda depolanmış vücut yağlarını yakabilir ve tokluk durumunda iken de sadece daha fazla yağ depolayabilirsiniz. Bir kere bunu hiç aklınızdan çıkarmayın!

Arasındaki Denge Bozuldu!

Maalesef, zamanla aç kaldığımız zaman git gide daha azalmış, tokluk halinde bulunduğumuz zaman ise git gide artmıştır. Bunun sonucunda ise, vücutlarımız ve hücrelerimiz enerji için depolanmış olan yağları harekete geçirip yakmak yerine, glikoz-yakma esasına dayalı yollara başvurmuş ve bizi gün geçtikçe şişmanlatmıştır.

Aç kalmaktan ödü kopan bir toplumunda buna bağlı olarak: obezite, karın bölgesi yağlanması, yüksek seviyede trigliserit, düşül HDL veya “iyi” huylu kolesterol ve tip-2-diyabeti ile sonuçlanan yüksek seviye glikoz gibi problemleri gün geçtikçe artmaktadır.

İnsülin direncine sahip birisi hücresel seviyede baskın olarak glikoz yakar, böylelikle de nadiren vücut yağlarını yakma imkânına sahiptir. Bu insanlar en son yemeklerinden elde ettikleri glikozu tükettiklerinde, yağları yakmak için kolayca aç kalma durumuna geçiş yapma yerine, daha fazla glikoz açlığı çekmektedirler. Çünkü vücutları ve hücreleri enerji için yağları harekete geçirip yakmaya yönelik olarak daha düşük bir kapasiteye sahiptir.

Şöyle ifade edeyim: Neden obez biri HEP acıkır? Veya çok şiddetli acıkır?

Oysaki uzun süre idare edecek yağ depoları vardır. Bu konuda dünya rekoru, 382 gün boyunca aç kalıp, sadece su ve vitamin tüketen ve hiçbir hastalık etkisi olmadan 125 kilo kaybeden 206 kilo ağırlığındaki bir adama aittir. Ancak, ortalama düzeyde kilolu biri, tokluk hissinde olmaya alışır, bu durumda daha az egzersiz yapar ve buna bağlı olarak hücresel seviyede yağdan ziyade glikoz yakar. Kronik olarak yüksek insülin seviyesine neden olan ve bundan etkilenen, yağ depolarına neden olan ve adipositlerden (yağ hücreleri) yağ hareketlenmesini baskılayan insülin direncine sahiptirler. Hücre içerisinde küçük enerji fabrikaları olan mitokondrilerde bile değişiklikler meydana gelmektedir.

Mitokondri, yakıt için ya glikoz (şeker) ya da yağ yakabilir, zamanla da birini diğerine tercih eder. “Şeker yakıcılar” glikozu yakan mitokondrideki yolları arttırmış ve yağ yakmaya yönelik yolları azaltmış ise bunu tersine çevirmek bir adaptasyon süreci alacaktır. Peki, birkaç saat yemeyi kesen “şeker yakıcısı”na ne olur? Son yemeklerinden elde ettikleri glikozu tükettikleri için, hemen aç kalma durumuna geçiş yapıp depolanmış vücut yağlarını harekete geçirmek ve yakmak yerine, DAHA FAZLA GLİKOZ için ACIKMAYA başlarlar! Günün büyük bir kısmını, birkaç saatte bir yemek yeme, glikozu alma ve sonra da kan şekeri düştükçe acıkma şeklinde bir döngü içerisinde geçireceklerdir. Bu acıkma krizleri baş dönmesi gibi durumlara da yol açabilir.

Yağ Adaptasyonu

İnsanlar, “yağ adaptasyonu” yeteneğine sahiptir ve glikoz yerine depolanmış vücut yağlarıyla kendilerine yakıt temin etme kabiliyetini geliştirirler. Ancak, bu zaman ve pratik gerektirmektedir ve vücudunuz, yağ yakma yolunu yavaş yavaş geliştirmek veya arttırmak için birkaç işlemi gerçekleştirmek zorundadır. Bu da hücresel seviyede (mitokondri) yağ yakma yollarını geliştirmenin yanı sıra adipositlerden (yağ hücreleri) elde edilen serbest yağ asitlerine yönelik olarak yağ hareketlenmesini desteklemek ve insülin seviyesini düşürmek için insülin hassasiyetini arttırmayı içermektedir.

Enerji için “yağ adaptasyonu”nu veya depolanmış vücut yağlarının başarılı bir şekilde yakılması kabiliyetini geliştirmenin birkaç yolu vardır.

Bunlar:

  • Düşük karbonhidrat diyetleri. LCHF (Düşük karbonhidrat yüksek yağ) esaslı öğünler almak enerji için vücudun glikozdan ziyade yağ kullanma yeteneğini geliştirir. Çünkü açlık durumunda bile her zaman daha fazla yağ ve daha az glikoz mevcuttur.
  • Egzersiz. Yüksek yoğunluklu egzersiz, glikoz ve glikojeni hızlı bir şekilde tüketir ve yakıt için vücudu daha fazla yağ kullanmaya zorlar. Egzersiz ayrıca insülin hassasiyetini de arttırır ki bu bizim istediğimiz sonuçlardan bir tanesi.
  • Aç kalma ve açlık halinde daha fazla azman geçirme, yağları yakma konusunda vücuda daha fazla “pratik” yaptırır. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi günde 2 öğün yenip, başka hiçbir şey yenmeden yapılabilir. (çok güzel sonuçlar almaktayız bu yöntem ile)

 

Metabolik Egzersiz

Bunun amacı ise vücudun aç kalma yeteneğini ve devamlı şeker (glikoz) yakma yerine yağ yakma kabiliyetini güçlendirmek ve egzersiz yapmak için bir strateji olarak “AÇ KALMA” uygulamasına vurgu yapmaktır.

Tıpkı her şey gibi, bu kabiliyet de pratik ile zaman içerisinde güçlenebilir. Ancak bu kabiliyet de kullanılmaması halinde körelir veya zayıflar. Bu da aynı kolunuzu kırdığınızda ve birkaç hafta boyunca alçıda kaldığında kaslarınızın yaşadığı atrofiye benzer.

Aç kalma durumunda zaman harcamak, tam bir egzersiz formudur – METABOLİK BİR ÇALIŞMA.

Aslında, egzersiz ve aç kalma arasında pek çok paralellik vardır.

Bu sistem aşağıdaki tüm hususları sağlamanıza yardımcı olacaktır:

  • Kandaki glikozu düşürür.
  • İnsülin seviyesini düşürür.
  • İnsülin hassasiyetini arttırır.
  • Lipoliz ve serbest yağ asidi hareketlenmesini arttırır.
  • Hücresel yağ oksidasyonunu arttırır.
  • Glikagonu arttırır (İnsülin karşıtıdır).
  • Büyüme hormonunu arttırır. (İnsülin karşıtıdır).

 

NEREDEYSE HİÇBİR ŞEY YAPMAYARAK yukarıdakilerin tümünü başarabileceğiniz biliyor muydunuz? (Ben yine de spor yaparak destekleme taraftarıyım 🙂 )

Kilit nokta “AÇ KALMA”dır. Gün boyunca aç kaldığınız süreyi arttırmak, egzersize yakın bir şekilde tüm bunların gerçekleştirilmesini sağlar. Aç kalma durumundaki süreyi arttırmak ise metabolik bir egzersiz olmakta ve vücudunuzu adipoz depolarınızdan (yağ dokusu) serbest yağ asitlerinin hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmesi için eğitmektedir. Tıpkı kilolu ve vücudu yapılı olmayan insanların koşu yapması, ağırlık kaldırması veya çeşitli şekillerde egzersiz yapması gibi, bunlar da yakıt için depolanmış olan serbest yağ asitlerini hızlı ve etkili bir şekilde harekete geçirme ve yakma söz konusu olunca genelde körelmiş vasiyettedirler. Aç kalma ve günün daha fazla kısmını “aç” geçirme, kilo kaybı da dahil olmak üzere pek çok sağlık faydalarına sahip harika bir metabolik “egzersiz”dir.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut
International Sport Nutritionist & Health Coach