Can Dostunuz: Kolesterol

Can Dostunuz: Kolesterol

“Kolesterolün insan vücudu için önemini açıklamak kolaydır. Eğer vücudunuzda hiç Kolesterol olmazsa ölürsünüz. Hücre yok, kemik yapısı yok, kaslar yok, hormonlar yok, cinsiyet yok, üreme sistemi yok, beyin fonksiyonları yok, hafıza yok, sindirim yok, sinir uçları yok, hareket yok, insan yaşamı yok – Kolesterolsüz hiçbir şey yok. Kolesterol hayatidir ve onsuz hemen ölürsünüz.” diyor Zoe Harcombe

Kolesterol 1950lerden beri Ancel Keys’in, doymuş yağ kandaki Kolesterolü yükseltir ve kalp hastalıklarına sebep olur, ifadeli kusurlu çalışmasıyla şeytanlaştırılmıştır. Onun araştırmasındaki problem, daha farklı sonuçları ortaya koyacak 22 ülkeyi değil, araştırmasına uyacak sadece yedi ülkeyi araştırmasında ele almasıdır. Bu, diyetlerden Kolesterol içeren gıdaları çıkarmaya yönelik bir diyet çılgınlığını tetiklemiştir.

İşin aslı, vücudumuzun tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gereken Kolesterolün yaklaşık %75’i karaciğerde üretilmektedir ve sadece %25’i yediklerimizden gelmektedir. Vücudumuz, kandaki Kolesterol oranını gözlemektedir ve karaciğer tarafından kontrol edilmektedir. Kolesterolce zengin ürünleri tükettiğimizde, karaciğer daha az üretim yapmaktadır ya da tam tersi.

Buraya bir “ama” koymak istiyorum, “AMA kolesterolün “iyi yanlarını göstermek” milyarlarca dolarlık bir ilaç endüstrisinin başını belaya sokmak demektir” diyor Amerikalı bir dostum.

Fransız Kardiyolojist Dr. Michel De Lorgeril’in kendi analizleri 2006’dan sonra yayınlanan tüm çalışmaların, tüm hastalarda kardiyovasküler korunma için ilaçların yeterli “fayda sağlamadığını” ortaya koymaktadır. ” 

İyi ve Kötü Kolesterol:

Kolesterol iyi ve kötü olarak ayrılmıştır. HDL iyi kolesterol ve LDL kolesterol iyi kolesterol olarak bilinmektedir.

Ancak, HDL ve LDL’ler aslında kolesterol bile değillerdir – onlar lipoprotein olarak bilinen kolesterolü taşıyan yağlarla birleşen proteinlerdir. Yoğunluklarına göre sınıflandırılırlar: HDL yüksek yoğunluklu lipoproteindir ve LDL düşük yoğunluklu lipoproteindir.

İyi veya kötü kolesterol diye bir şey yoktur; kolesterol, kolesteroldür.

Kolesterol bir steroldür (steroid ve alkolün bir birleşimi). Yağlı, yapışkan ve suda çözünemeyen bir bileşendir. Kan ağırlıklı olarak sudan oluştuğundan, kolesterol bir şeyin içinde taşınmalıdır. Burada da devreye lipoproteinler girer. Lipoproteinlere yapışarak, kolesterol aslında protein olarak taşınmaktadır.

HDL, “iyi kolesterol” olarak görülür, çünkü kolestrolün arterlere birikmesini ve tıkamasını önler. HDL’nin görevi kolesterolü karaciğere götürerek geri dönüşümünü sağlamaktır. Kolesterolü geri dönüştürmek, yeniden üretimini sağlamaktan çok daha kolaydır. Çünkü kolesterol çok önemlidir ve bunun için hazır bir kaynağa ihtiyacımız vardır.

LDL “kötü kolesterol” olarak görünür, çünkü kanınızda dolaşır ve arterlerinizi tıkadığı düşünülür. Ancak, LDL’nin görevi kolesterolü dokulara taşımaktır ve böylece yeni hücreler üreterek hasarlı dokuları onarmaya destek olur ki bu da sağlıklı bir vücut için bir gereksinimden daha fazlasıdır.

LDL hakkında düşünmemiz gereken şey ise LDL’nin partikül boyutlarıdır ve bu boyutlar ilaçlarla değil, diyetle küçültülebilmektedir.

Küçük, yoğun LDL partikülleri arter şeritlerinde hücreler arasında sıkışabilir ve dolaşım yapamadıkları için çürürler ve iltihaplara yol açarlar. İltihap dokulara zarar verir. Bu zararı onarmak için de burda devreye giren LDL kolesterole ihtiyacınız vardır. LDL partikülleri küçük ise, yediğiniz yiyeceğe bağlı olarak, problem daha da kötü iltihaplara yol açarak katlanabilir. Partiküller küçük olduğundan dolayı, kardiyovasküler işlevinin engellenmesine yol açacak şekilde arterde sıkışıp oksitlenebilir.  

LDL partikülleri büyük olmalıdır, böylece sıkışmazlar. Eğer düzenli bir şekilde yerseniz, şekersiz ve ancak doğmuş yağda zengin bir diyet tercih edilirse, LDL fonksiyonlarınız düzene girecektir. Kalp hastalıklarının asıl suçlusu şeker, iltihap ve küçük LDL partiküllerinin yol açtığı oksidasyondur.

“Doymuş yağlı gıdalar tüketirseniz, büyük ve pofuduk LDL partikülleriniz olur – kalp hastalığına sebep olmayan türden. Dahası, hatta doymuş yağlı gıdalar tüketildiğinde vücudunuzdaki küçük LDL partikülleri de büyüyerek büyük pofuduk LDL partüküllerine dönüşebilirler.” Diyor Dr. Mercola.

Trigliseridler LDL partiküllerinin boyutları ve sayısı için anahtardır ve dolayısıyla daha önemli bir işaretçidir.

Dr William Davis’e göre “Trigliseridler kan akışında çoğunlukla diğer lipoprotein partikülleriyle etkileşime geçen Düşük Yoğunlukta Lipoproteinler, VLDL olarak görülür. VLDL’deki bol trigliseridler, LDL partikülleriyle karşılaşır ve onları trigliserid açısından zenginleştirir. Bu, koroner kalp hastalığına ve kalp krizine neden olan küçük LDL parçacıklarının oluşumuna neden olur. “

Chris Kresser’a göre “Her LDL partikülü belirli sayıda kolesterol molekülüne ve belirli sayıda Trigliseride sahiptir. Trigliseridlerin sayısı arttıkça, taşıyabileceği kolesterol sayısı düşmektedir ve karaciğer vücuttaki kolesterolü taşımak için daha fazla LDL partikülü üretmek zorunda kalır. Kişi yüksek sayıda LDL partikülüne sahip olmuş olur.”

Doymuş yağlar sadece LDL parçacıklarının boyutunu iyileştirmekle kalmaz aynı zamanda HDL düzeylerini de yükseltir.

Eğer doktorunuz toplam LDL ve HDL kolesterolünüzü ölçerse, bu size sadece lipoprotein içindeki kolesterol konsantrasyonunu gösterecektir, LDL parçacıklarının boyutu veya sayısı, trigliserid seviyesi veya HDL parçacıkları sayısı gibi kolesterol ile ilgili bir şey olup bittiğini söylemiyor. Bu nedenle toplam kolestrol kardiyovasküler sağlığın yetersiz bir göstergesidir.

Kalp hastalığı ve yaşam tarzı arasındaki ilişkiyi inceleyen yakın zamandaki bir çalışma, kardiyovasküler hastalığın% 90’ının değiştirilebilir diyet ve yaşam tarzı faktörlerinden kaynaklandığını öne sürmektedir.

LDL parçacık boyutunu geliştirme, HDL’yi artırma ve trigliseritleri düşürme nasıl olur:

“Düşük karbonhidratlı bir diyette, HDL yüksek ve trigliseridleri düşme eğilimi gösterirken Toplam ve LDL kolesterolü aynı kalma eğilimindedir. LDL partikül boyutu artma eğilimi gösterir ve LDL partikül sayısı düşmeye eğilim gösterir. Hepsi iyi şeyler “diye belirtiyor Kris Gunnars.

  • Şeker yemeyin!
  • İşlenmiş ve rafine edilmiş gıdalardan uzak durun!
  • Çimle beslenen hayvan eti ve süt ürünleri tüketin!
  • Diyet-yağsız ürünlerden kaçının!
  • Sağlıklı yağlar ekleyin: avokado, tereyağı, hindistancevizi yağı, fındık, zeytinyağı
  • Yeşil yapraklı sebzeyi bol miktarda yiyin
  • Yağlı balık ve kahverengi deniz yosunu tüketin!
  • Güneşlenin!
  • Fermente gıdalar yiyin!
  • Sigara ve alkol tüketmeyin!
  • Biraz hareket edin ve,

 

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sports Nutritionist

Yeni Bir Dünya: Prebiyotikler

Yeni Bir Dünya: Prebiyotikler

Çoğu kişi lifli ve probiyotik içeren gıdaların insan sağlığına faydalı olduğunu bilmekte, tahmin etmektedir. Ancak yine de prebiyotik gıdalar hala gereken değeri görmemektedir.  Genel olarak, insanlar her gün yeteri miktarda prebiyotik tüketemezler ve ne yazıkki bu durum; şiddetli hazımsızlık daha yüksek seviyelerde iltihaplanma, daha düşük bağışıklık fonksiyonu, daha kolay kilo alma olasılığı gibi çeşitli kronik hastalıklar için uygun zemini hazırlar.

Probiyotik gıdalar bağırsak sağlığı ve genel sağlık için gerekliyken, prebiyotikler probiyotikleri “beslemek” için hayati önem taşır.

Onları birbirleriyle beraber tüketerek, daha iyi bir sonuç elde edebilirsiniz.

Prebiyotikler Nelerdir?

Tanımı gereği, prebiyotikler, sindirilmeyen bir lif bileşiğidir. Tıpkı diğer yüksek lifki gıdalar gibi prebiyotik bileşenleri; sarımsak, enginar, deniz yosunları ve soğan gibi gıda türleri de dahil olmak üzere, gastrointestinal sistemin üst kısmından geçer ve sindirilmemiş olarak kalır, çünkü insan vücudu onları tamamen parçalayamaz (Bu Probiyotklerin işi ve gıdasıdır!) İnce bağırsaktan geçtikten sonra kolona ulaşırlar, burada bağırsak mikroflorası tarafından fermente edilirler. Prebiyotikler en iyi “oligosakkaritler” olarak adlandırılan bir lif türü olarak bilinirler.

Bağırsağımızın sağlığı, diğer birçok bedensel fonksiyonlarla yakından ilişkili olduğundan, prebiyotikler ve probiyotikler birlikte iltihapla mücadele ve hastalık riskini azaltmada önemlidir.

Prebiyotiklerin yeterli tüketimi sağlık için:

  • Kardiyovasküler hastalıklar için daha düşük risk
  • Daha sağlıklı kolesterol seviyeleri
  • Daha iyi bağırsak sağlığı
  • Geliştirilmiş sindirim
  • Daha düşük stres tepkisi
  • Daha iyi hormonal denge
  • Daha yüksek bağışıklık fonksiyonu
  • Düşük obezite ve kilo alma riski
  • Daha düşük iltihaplanma ve otoimmün reaksiyonlar

Prebiotiklerin 7 Faydası

1. Daha İyi Bağırsak Sağlığı ve Geliştirilmiş Sindirim

Prebiyotikler bağırsak mikrofloramızı kolonize eden yararlı bakterilerin (genellikle “probiyotikler” olarak adlandırılır) büyümesini teşvik eder. Probiyotiklerin gıdası olan prebiyotik bileşikler sindirim sistemini iyileştirmeye ve sindirim sisteminde yaşayan zararlı bakterileri ve toksinleri dengelemeye yardımcı olurlar.

2. Gelişmiş Bağışıklık Fonksiyonu

Çok sayıda çalışma, bazı prebiyotik içeren gıda ürünlerinin diyetsel tüketiminin bağışıklığın iyileşmesine yardımcı olan bağırsak mikrobiyotu bileşiminde istatistiksel olarak önemli değişiklikler yapabileceğini ortaya koymuştur. “Prebiyotik etki” kanser teşvik eden enzimlerin konsantrasyonunun azaltılması ve bağırsakta pasif (bakteriel) metabolitlerin azaltılması da dahil olmak üzere, biyolojik belirteçlerin modülasyonu ve bağışıklık sisteminin aktiviteleri ile ilişkilendirilmiştir.

3. Düşük İltihaplanma

Prebiyotikler, ülkemizin bir numaralı katili olan kalp rahatsızlığı gibi hastalıkların temel nedenlerinden biri olan iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olurlar. Daha çok prebiyotik tüketen, daha sağlıklı kolesterol düzeylerine ve kardiyovasküler hastalıklar için daha düşük risk belirteçlerine sahip olma eğilimindedir.

4. Kalp Rahatsızlığı İçin Azaltılmış Risk

Prebiyotiklerce yüksek gıdaları tüketmek, serbest radikalleri artıran, inflamasyonu tetikleyen ve insülin direncini düşüren glikasyonu azalmaya destek olur.

5.  Kilo Verme veya Kiloyu Koruma Yardımı

Hem insan hem de hayvan çalışmalarından elde edilen son veriler, belirli prebiyotik gıda ürünlerinin yararlı etkilerini, daha iyi enerji homaeostazı, tokluk regülasyonu ve düşük vücut ağırlığı kazanımı ile desteklemektedir. Aslında, her çeşit lifin daha yüksek alımı düşük vücut ağırlığına ve obeziteye karşı korunmaya bağlıdır.

6. Kemik Sağlığını Koruma

The Journal of Nutrition’da yayınlanan 2007 tarihli bir araştırma, prebiyotiklerin magnezyum, muhtemelen demir ve kalsiyum dahil olmak üzere vücuttaki minerallerin emilimini artırdığını ortaya koymuştur. Bunların hepsi kemikleri güçlü tutmak ve kırıkları veya osteoporozu azaltmak için çok önemlidir. Bir çalışma, günde sadece sekiz gram prebiyotiğin kemik yoğunluğunda artışa neden olan vücuttaki kalsiyumun alımına büyük etkisi olduğu ortaya koymuştur.

7. Hormon Düzenleme ve Geliştirilmiş Ruh Hali

Bağırsak-beyin bağlantısı” ile ilgili araştırmalar hala henüz insanlar tarfından idrak edilememektedir ancak anksiyete veya depresyon gibi ruh hali ile ilgili rahatsızlıkların bağırsak sağlığına oldukça bağlı olduğu açıkça görülmektedir. Araştırma, ruh halinizin  ve hormonal dengenizin, vücudunuzun içinde yaşayan bakteriyel sakinlerin durumunu da içeren faktörlerin bir kombinasyonundan etkilendiğini öne sürmektedir. Bağırsak, yediğiniz gıdalardaki besin maddelerini emilimine ve metabolize etmenize yardımcı olur ve nihayetinde ruh halinizi kontrol altına alıp stres baskınına yardımcı olan hormonları (serotonin gibi) yaratan nörotransmitter işlevlerini desteklemek için kullanılır. 

Daha sağlıklı ve mutlu bir yaşam, sağlıklı bağırsak florasından geçer.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sports Nutritionist