Leptin nedir? ‘Leptin’ İle İlgili Tüm Merak Edilenler

Leptin nedir? ‘Leptin’ İle İlgili Tüm Merak Edilenler

Çok bilinmemesiyle birlikte leptin vücutta oldukça önemli bir hormondur. Yağ hücrelerimiz tarafından salgılanır. Yağ hücreleri büyüdükçe salgıladıkları leptin artar.

Daha fazla yağ = daha fazla leptin.

Leptinin beyine, vücutta ne miktarda yağ depolandığını bildiren sinyaller gönderdiği tahmin edilmektedir.

Yemek yeriz -> Vücutta yağ depolanır -> Leptin artar -> Beyin leptini “görür” ve yemeyi durdurmamızı sağlar.

Bu temel olumsuz geribildirim döngüsüdür, üretim (leptin) girdiyi (yemek) azaltır. Bu da, beynin vücut yağ seviyesini nasıl uzun süre dar bir aralıkta tuttuğu tahmin edilen durumdur.

Bugünkü obezite problemi leptinin çalışmamasıdır. Leptin direnci burada insulin direnci gibi başımıza bela olmaktadır.

Obez insanlarda yüksek miktarda leptin bulunur, ancak bu beyine ulaşmaz ve bu nedenle yağ hücrelerinin yeterli enerjiyi depoladıkları ve kişinin yemek yemeyi durdurması gerektiği sinyalleri gönderilmez.

Bunun ne kadar önemli olduğunun farkında mısınız? O sinyaller gelmediği için sürekli acıktığınızın ve sürekli yemek yediğinizin farkında mısınız?

İnsülin – Yağ Depolanmasını Sağlar, Leptini Engeller!

Muhtemelen daha önce insülini duymuşsunuzdur.

Karbonhidrat(özellikle şeker) içeren bir yiyecek yedikten sonra pankreas tarafından salgılanan hormondur.

İnsülinin diğer işlevlerinden biri de vücudun glükozdan yağ sentezlemesini sağlamak ve sonra bu yağ hücrelerine tutabildikleri kadar yağ tutup depolamalarını bildirmektir.

Diyabet hastalarının insülin iğnesi vurulmaya başladıktan sonra kilo almaya başlamalarının başlıca sebeplerinden biri budur.

Yağ depolanmasını yönlendirmesinin yanı sıra, insulin beyine leptin sinyallerinin iletilmesini de engeller! Yani şekerli gıdalar tükettiğinizde doyduğunuzun farkına varmanız zorlaşır! Bunun size ne kadar zarar verdiğini anlıyorsunuz umarım.

Bununla Nasıl Başa Çıkılır?

Şu anda aşırı kilolu/obez iseniz, muhtemelen bu iki hormonla da zaten sorununuz vardır.

Neyse ki çözüm çok kolay. Yapmanız gereken ilk şey daha düşük karbonhidrat diyetine geçmenizdir. Sofra şekeri ve benzeri gıdaları diyetinizden hemen çıkarmalısınız.

Bu, kandaki insülin seviyesini düşürmenin en iyi yoludur.

Daha az karbonhidrat (özellikle şeker) tüketmek leptin direncinin bilinen diğer nedeni olan trigliseridi de azaltır.

Daha az karbonhidrat hem insülini düşürüp hem de leptin direncini artırıyorsa, o halde obeziteyle başa çıkmada da etkili olmalıdır. Yanılıyor muyum?

Yüksek miktarda karbonhidrat tüketmek size ciddi zararlar verebilir, çünkü insülin ve leptin direnci dahil obezitenin temel nedenlerini çözmek için bunun tam tersini yapmanız gerekmektedir.

Aksi takdirde artık yememeniz gerektiğini size anlatan hormonunuz çalışmıyor olacaktır.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sports Nutritionist

Okyanus Sebzeleri

Okyanus Sebzeleri

Yerin üstündeki sebzelerin tüketilmesinin sağlığımız için ne kadar faydalı olduğunu biliyoruz. Peki dünyanın büyük bir kısmını kaplayan sularda yaşayan sebzeler için aynı şeyleri söyleyebilir miyiz?

Evet! Hem de daha fazlası!

Bildiğiniz üzere deniz yosunu(algler) denildiğinde akla bir sürü renkte, tipte ve özellikte bitki gelir. Bu yüzden deniz yosunu kelimesi çok genel bir isim olmakla birlikte, suyun içinde hayatta kalabilmiş, ona göre evrimleşmiş ve/veya orda doğmuş bitki türlerinin genel adıdır.

Birçok farklı özellikleri ve buna bağlı grupları olması ile birlikte isterseniz renklerine göre bir bakış açısı getirelim.

Kabaca deniz yosunları, kahverengi, yeşil ve kırmızı olmak üzere üç grupta incelenebilir. Bu üç rengin ilk belirlenebilir ayrıştırıcı özelliği güneş ışıklarını nasıl yansıttıkları ve absorbe ettikleri ile ilişkilendirilir.

Yeşil yosunlar hemen hemen tüm sularda (tuzlu veya tatlı) yüzeye yakın bir şekilde yaşayabilen bir bitki türüyken, kahverengi yosunlar ise tuzlu ve kayalık olan temiz sularda daha soğuk-derin kıyılarda yaşayabilen bir türdür. (Kelp veya Ascophyllum Nodosum)

Hayatta kalması için, fotosentezin yeterli olmamasından kaynaklı (çünkü yeşil değil) olarak daha fazla besini absorbe etmeye ihtiyaç duyar! Aksi halde çok hızlı bir biçimde ölürler. Buradan yola çıkarak, kahverengi deniz yosunu, yeşil ve kırmızı yosunlardan daha narin yapısı ile birlikte daha fazla besleyici içeriğe sahiplerdir.

Yeşil yosunların en önemli özelliği ve faydası klorofilden gelir. Klorofil insan sağlığı için son derece gerekli olup, dokuların oluşması ve tamirinde, ülser mide asidi ve benzeri rahatsızlıklarda ve bence en önemlisi taşıdığı OKSİJEN miktarından ötürü, kanın oksijen dengesinin sağlanmasına destek olur!

Kahverengi yosunların ise içinde bulunan, Fucaxantine çok etkili bir antioxidant olarak insan vücudunun temizlenmesine serbest radikal ve ağır metallerden kurtulmasına destek olur. Buna ek olarak, etkili bir prebiyotik kaynağı olan kahverengi yosunlar bağırsak florasının ve buna bağlı olara bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.

Yeşil yosunların hücre duvarında selüloz bulurken, kahverengi deniz yosununun hücre duvarı selüloz ve alginik asitten oluşur. Alginik asit ise, ağız sağlığı bakımından da hayati bir önem taşır ki tükürük besinin doğru çalışmasından, dişlerin üzerinde oluşan çatlakların içinde mikrobiyal faaliyetlerin önlenmesine yardımcı olur. Alginik asit zaten kahverengi deniz yosununun CIVA barınmamasının en önemli sebebidir. Hücre zarından cıvanın geçişine engel olurken, vücudunuzdaki ağır metal seviyeleri arttıysa bununda dışarı atılmasına destek olur.

Bir farklı özelliğe değinecek olur isek, fotosentetik pigment olarak yeşil algler “klorofil a ve b” içerirken kahverengi yosunlar “klorofil a,b ve xanthophylls” içerir!

Xanthophylls ; balıkta ve kahverengi deniz yosununda bulunan bu madde, etkili bir antoksidant olup ; gözler için etkili olan A vitamini üretiminde etkili bir katalizör, bağışıklı sistemi için etkili bir enfeksiyon önleyici, erkeklerde çinko ile birlikte çalışabilen daha kaliteli sperm üretimi için aktif bir yol göstericidir.

Aslında tüm yosun türleri doğru hasat edilip temiz sulardan toplanıyor ise insan sağlığına faydalıdır.

Okyanus sebzeleri sağlığın korunmasına yardımcı olan birçok besin kaynağının deposudur. Vücudunuzun ihtiyacı olan iyot, kalsiyum, potasyum, demir ve magnezyum içeren bu okyanus sebzeleri 10’dan fazla vitamin, 20 amino asit ile sizi destekler!

Deniz yosunlarının sağlığa faydaları:

Diyetlerinizde yağ yakımının artmasına,

Vücudun bağışıklığını artırmaya,

Toksinlere ve radyoaktif elementlere karşı direnmeye,

Tiroit bezinin doğru çalışmasına,

Metabolizmanın doğal bir yolla korunmasına,

Düşük tuz diyetinden dolayı önemli minerallerin eksikliğine,

Kalsiyum içeriğiyle kemikleri güçlendirmeye, yardımcı olur!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sport Nutritionist

Selülit Nedir? Selülitlerden Kurtulmanın Yolları Nelerdir?

Selülit Nedir? Selülitlerden Kurtulmanın Yolları Nelerdir?

Selülit hayatları boyunca kadınların birçoğunun erkeklerinse bir kısmını etkileyen normal bir oluşumdur. Selülitin pütürlü ve çukurlu bir görüntüsü vardır. Buna yapılan en yakın benzetme ise portakal kabuğudur. Peki selülitlerden kurtulmanın yolları nelerdir?

Deri altındaki yağ tabakası bağlayıcı dokulara ve şişkinliklere baskı yaptığında portakal kabuğu ya da çökelek görünümüne sebep olarak ciltte buruşmalar oluşur. Kadınlar açısından selülit oluşma riski yaş ilerledikçe ve menopoz dönemine yaklaşıldıkça artar.

Hormonsal değişiklikler özellikle de östrojen seviyesinde azalma kan dolaşımında değişikliklere ve kolajen üretiminin azalmasına sebep olabilir. Büyüyen ya da sayıları artan yağ hücreleri ile daha ince kolajen tabakasının ve kan sağlamadaki değişikliklerin birleşimi selülite sebep olabilir.

Selülitin tıbbi ismi jinoid lipodistrofidir.

Bu durumun oluşmasına etki eden pek çok sıralı ve eş zamanlı süreç olduğu için tek bir sebep faktörüne nokta atışı yapmak açısından kesin nedenleri ve fizyopatolojisi zordur.

Yapısal değişiklikler hormonsal dengesizliklere bağlı olarak oluşabilir. Menopoz döneminde östrojen hormonunun azalması belirgin bir şekilde selülit oluşum potansiyelinizi arttırır.

Diğer risk faktörleri arasında yağ moleküllerinin parçalanmasında ve depolanmasında gerekli olan yüksek insülin ve katakolamin seviyesi bulunmaktadır.

Beslenmede yüksek karbonhidrat seviyesi, yağ oluşumunu ya da yağ hücrelerinin şekillenmesini ve mevcut hücrelerin büyümesini destekleyen hiperinsülinemi riskini arttırır. İşte burada her zaman üzerinde durduğumuz şeker yine karşınıza bir diğer zararı ile çıkmaktadır. Düşük karbonhidratla beslenen insanlarda selülit oluşumu, yüksek karbonhidrat tüketenlere göre gözle görülür bir biçimde az oluşma eğilimi gösterir.

Kadınların bağlayıcı dokular ve yağ hücrelerinin şekillerinde erkelerle karşılaştırıldığında belirgin bir fark olduğu için kadınların selülit oluşum riski daha yüksektir. Kadınlardaki yağ hücreleri deri altında dikey olarak düzenlenme eğilimindedir. Bu yüzden bu problem erkeklerin çok canını sıkmasa da kadınların hiç hoşlanmadığı ve ortadan kaldırmak için birçok yola başvurduğu bir problemdir.

Uzun süre oturmak ve hareketsiz bir yaşam tarzı kan dolaşımında değişikliklere sebep olabilir ve selülit oluşum riskini arttırabilir. Sigara içenlerde olası dolaşım bozukluk riski arttığı için selülit oluşum riski yüksektir. Bu oluşan selülitleri yok edeceğini iddia eden kremler ile çözüm aramak gerçekçi ve tam etkili bir yaklaşım değildir.

Beslenme Değişimi

Yüksek insülin seviyesi vücudunuzun ürettiği yağ miktarını arttırır. Selülit boyutları artan yağ hücrelerinden kaynaklanır ve alınan net karbonhidrat (şeker gibi) miktarını arttırdığınızda vücudunuz da ürettiği insülin miktarını arttırır. Mevcut kilonuzu korumanın, selülit riskini azaltmanın ve olası diyabet riskini azalmanın en önemli yollarından biri düşük net karbonhidrat ve yüksek sağlıklı yağ içeren bir beslenme şeklidir.

Vücudunuzdaki yağ oranınızın azalması hem selülit görünümünde azalmayla ilişkilendirilir. Bir çalışmada, araştırmacılar katılımcıların çoğunun kalça kaslarının ağırlığında ve yağlanmasında önemli ölçüde azalma ile birlikte kilo kaybına bağlı selülit görünümlerinde azalma olduğunu bulmuştur.

Selülitle Mücadelede ve Spor

Egzersiz, cildin portakal kabuğu görünümünü azaltmak, selülit gelişimini önlemek ve yağ depolarının altındaki kasları güçlendirmek için önemli bir yoldur. Egzersizin kan şekeri riskinizi azaltma ve sağlıklı bir kiloda kalma gibi pek çok faydaları da vardır. Kalça kaslarınızı sıkılaştırırken selülite meyilli bölgelerden kurtulmanıza da yardımcı olur.

Sigarayı Bırakın

Sigara içmek kan akışını ve kaliteli kolajen üretimini azaltır. Kolajen ve elastin selülit görünümünü ve ilerlemesini azaltmada yardımcı olur. Bununla birlikte sigara içmek erken oluşacak kırışıklıkları tetikler ve kuru ve renksiz bir cilt riskini artırır.

Kısaca toparlarsak;

Düşük karbonhidratlı bir beslenme sistemine geçmenizi,

Şekerli ve asitli içecekler yerine, su ve yeşil çay içmenizi,

Sigara ve alkolden uzak durmanızı,

Spor yapmanızı veya daha hareketli olmanızı,

Doktorunuza danışmadan bir ürün kullanmamanızı diler ve öneririm.

 

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sports Nutritionist

Önce Vücudunuzdaki Yağları Yakın!

Önce Vücudunuzdaki Yağları Yakın!

Aslında yeme eylemini biz kendimiz değil bu eylemi hücrelerimiz gerçekleştiriyor. Yiyeceği ağzımıza atmamız, yiyeceğin çiftlikten markete oradan da ağzımıza gönderilmesinin devamı niteliğindedir; yiyecek daha sonrasında kan akışımız aracılığıyla hücrelerimize taşınır. Yeme eylemini gerçek anlamda gerçekleştirenler hücrelerimizdir ve kendilerini yenilemek için yağ ve bileşenlerine ihtiyacı vardır.

Hücreler enerji ihtiyacı için yalnızca iki kaynağa ihtiyaç duyarlar. Şeker ya da yağ tüketebilirler. Hücre sağlığı ve kendi sağlığınız birincil olarak hücrelerin yaktığı yakıtlarla belirlenir.

Sağlığımızı korumayı tek bir cümlede özetlemek gerekirse; sağlık ve yaşam, bir insanın yaşamı boyunca şekere karşın yaktığı yağ oranıyla belirlenir. Bir kişi enerji kaynağı olarak ne kadar çok yağ yakarsa bir o kadar sağlıklı olur ve uzun yıllar yaşama ihtimali bir o kadar artar. Bunun karşılığında bir insan ne kadar çok şeker yakarsa, hastalıklara yakalanma ve yaşam ömrünün kısa olma ihtimali bir o kadar artar.

Bir kişi yağ yakmayı ve yağ yakıcı haline gelmeyi nasıl öğrenir? Birincil enerji kaynağını şekerden yağa nasıl çevirir?

Bir işten en iyi verimi onu sıkça yaparak alırız. Sık sık tenis ya da golf oynayarak iyi bir tenisçi ya da golfçu olabilirsiniz. Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi vücudunuz da sıkça yağ yakarak yağ yakmaya alışır. Bu bir adaptasyondur. Ancak insanların çoğu şeker yakmaya alışkındır; çünkü bu güne kadar siz fark etmeden vücudunuzu bir şeker bağımlısı haline getirmişsinizdir.

Vücudunuz alışkın olduğu şeyleri yapmayı tercih eder.

Vücudunuz çok fazla şeker depolayamaz ve bunların çoğunu yağ olarak depolarsınız – ve pek çok insanda bu yağlar “dolapta” depolanır. Çünkü vücudunuz daha sonra kullanmak için enerji kaynağı olarak yağı depolar ve daha sonra yakmayı tercih eder keza siz buna asla izin vermezsiniz!

Ancak şeker ve yağı birlikte tüketirseniz, vücudunuz ilk önce şekeri yakacaktır. Ben vücudun şekerden kurtulması için tek yolun onu yakmak olduğuna inanırım. Vücudunuzdaki şeker yüksekliği gün geçtikçe insülin direncine ve buna bağlı olarak diyabet ve birçok kronik hastalığa sebep olacaktır.

Şeker yediğiniz sürece yağ yakamazsınız!

Unutmayın insanlar yağ tükettikleri için kilo almazlar, buradaki suçlu şekerdir!

Obez insanlar çok yemek yediği için obez olmamıştır, obez oldukları için çok yemek yerler! Bu insanları çok yedikleri için böyle olduklarını düşünmek bilimle asla örtüşmeyecektir. Doğru gıdaları tükettiklerinden artık obez olmayacaklardır! Hormonel olarak insülin direncinin kurbanıdırlar!

Buradaki problem insülin direncine bağlı olarak vücudunuzdaki yüksek şekerdir. Bu da yanlış beslenmenizden kaynaklanır.

Neredeyse herkesin, halkın ve bazı tıp uzmanlarının inançlarının aksine diyabetin bir kan şekeri hastalığı değil insülin sinyali hastalığı olduğuna dikkat etmek gerekir.

İnsülin direnciyle ilgili temel probleme odaklanmadan kan şekerinin düşürülmesi en iyi ihtimalle sizi bir yere götürmeyecektir ancak çoğu kez daha da kötüleşmenize neden olabilir Benzetme yapmak gerekir ise, evinizin içinde kir, çöp ve pislik varken bu pisliği halının altına itmek, vücuttaki şekerden kurtulmadan, sentetik ilaçlar ile yerini değiştirmeye benzer! Şeker hala vücudunuzdadır!

Bizler gerçekte birer hücre kolonileriyiz. Tek bir birey değiliz. Uyum içinde yaşamaya çalışan 10-15 trilyon birey-hücresel hayatlardan oluşmaktayız. Bu, 10 trilyon canlının tek bir birey gibi yaşaması olarak algıladığımız, hormonal emirlerle düzenlenmiş açık bir davranışın göstergesidir. Gerçekten çok incelikle ayarlanmış bir karınca veya arı kolonisi gibi düşünebilirsiniz.

Sağlıklı kalmak için vücudunuzdaki şekerden kurtulmalısınız!

Vücudunuzdaki şekerden kurtulmak için, yenisini eklemeyin! Şeker yemeyin! Şekere ihtiyacınız yok!

Hareket edin! Yürüyüş yapın. Yaşınız ve vücudunuz elverdikçe temiz havada spor yapın!

Yeşil sebzeleri tüketin! Bu lifler sağlıklı bir bağırsak florası için çok önemlidir.

Asitli içecekler, meyve suları, sporcu içeceklerinden uzak durun! Su için! Çay için! Kahve için! (şekersiz elbette!)

Sürekli atıştırmayın! Her atıştırma kan şekerinizi yükseltecektir! Depolarınız yeterince dolu! Enerji ihtiyacım var diye kendinizi kandırmayın!

Yumurta yiyin! Tereyağı yiyin! Mümkünse ev yapımı yoğurt ve turşu yiyin!

Paketlenmiş gevreklerden kesinlikle kaçının! Hızlı, kolay diye tok tutsun diye bu tür hazır ürünleri tüketmeyin! Aç kalın, açlık vücudunuza fayda sağlayacaktır. Zamanınız olduğunda gerçek gıdaları tüketin!

Kalori saymayın! Kalori sayımının doğru olmadığı Amerika ve Avrupa’da sayısız çalışma ile kanıtlandı! Hala insanların kalori saydığını görüyorum! Her kalori aynı değildir! Düşük kalorili diyet yaparsanız, kısa vadede kilo verseniz de hepsini ileriki zamanda geri alacaksınız! Belki de daha fazlası ile!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sport Nutritionist