Tatlandırıcılar

Tatlandırıcılar

Bana sık sık gelen sorulardan biri de tatlandırıcıların kilo alıp aldırmadıklarıdır. Cevabım kısmen evet kısmen hayırdır. Çünkü tatlandırıcı kelimesi tek bir maddeyi işaret etmez. Yani birçok maddenin bugünlerde tatlandırıcı ailesi altında satıldığını görüyoruz. Şeker gibi kan şekerini yükseltmediklerini iddia etseler de bazı türleri aynı şekilde diyetinizi sabote edebilir.

İçeceklerinizdeki şekeri tatlandırıcılar ile değiştirmenizi engelleyecek çokta fazla diyetsel sebep yoktur. Fakat bu tatlandırıcıların sağlıklı olduklarını düşünmemekteyim. Her ne kadar şekerin insülin seviyenizdeki artışa sebep olmasına karşı tatlandırıcılar masum gözükseler de bazıları hakkında ciddi problemlere yol açabileceği doktorlar tarafından düşünülmektedir.

Yani bu noktada amaç sağlıklı bir yaşam ise cevabım tatlandırıcılara da hayır olacaktır. Ben tatlandırıcıları sevmem. Bu sebeple onları şekerden kurtulmak için bir süre kullanacaksanız siz bilirsiniz.

Günümüzde pek çok tatlandırıcının içinde aspartam ve sukraloz gibi yapay yollar ile üretilmiş karışımlar olduğunu ve bunları düzenli olarak kullanmamanız gerektiğinin farkında olun. Pek çok araştırma onları da şeker gibi zehir olarak adlandıracak kadar ileriye gitmiştir. Eğer bir şüpheniz var ise en sevdiğiniz tatlandırıcının adını arama motorlarında araştırın ve bilimsel makale var ise okuyun. (evet, biliyorum arama motorlarından sağlık tavsiyesi alınmaz ama bilimsel bazı yayınlara ulaşabilirsiniz.)

Ya da doktorunuza sorun çünkü mutlaka bu konu ile ilgili sizden önce birçok makale okumuş olabilir ve sizi doğru yönlendirebilir.

Esas amacınız diyetinizdeki sofra şekerini tamamen hayatınızdan çıkarmaktır. Şeker içeren her şey vücudunuzdaki sistemi kötü yönde etkileyerek size sayısız zarar verecektir. Yağ yakımınızı da ışık hızı ile durduracak ve yağ depolamanıza sebep olacaktır.

Şekerden kurtulma sürecinizde yapay tatlandırıcılar yerine belki bir süre doğal tatlandırıcıları deneyebilirsiniz derler. İşin açıkçası ben doğal dediklerinin ne kadar doğal olduğu hakkında da şüphelerim var.

Diyelim ki doğallar! Sizce doğal olan her şey faydalı mıdır?

Bence değildir. Mantar var doğal sizi öldürebilir! Mantar var doğal sizi besler, diyetinize destek olur. Dolayısı ile bugünlerde doğal kelimesi anlamının çok ötesinde bir reklam malzemesi olarak kullanılmakta diye düşünüyorum.

Sonuç olarak, ben hepsine karşıyım. Yediğiniz veya içtiğiniz bir gıdanın sonradan ekleme metodu ile tatlandırmak bana doğru gelmiyor.

 

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

Şeker Bağımlılığı

Şeker Bağımlılığı

Evet, bu bir bağımlılıktır.

Üzerinde fazla durulmayan, yokmuş gibi davranılan ve insanlığı büyük bir tehdit altına almış bir bağımlılık. Bunu fark edip, bu zehirden kurtulmak istediğinizde bilin ki o sizi o kadar kolay bırakmayacak.

Alkol ve sigara bağımlılığını düşünün lütfen.

Alkolü ve sigarayı bırakmak isteyen insanların çektiği zorluklar. Vücutlarının bunu istemesi, insanları krize sokması, modunu düşürmesi. Bunların hepsi şekeri bıraktığınız zaman başınıza belli ölçü de gelecektir. Alkol ve sigarayı bırakmaya çalışan insanlar gördüğünüzde canları bu zehirleri istiyor değil mi? Peki siz onlara, vücudun istiyor iç bir tane diyor musunuz? Hayır… Peki, şeker ve türevlerini bıraktığınızda canım istiyor kelimesini her duyduğunuzda neden aynı tepkiyi vermiyorsunuz? Çünkü bu bağımlılık toplumda hala kabul edilmiş değil.

Sağlıklı bir beslenme düzenine geçtiğinizde (bu düzen elbette ki düşük bir karbonhidrat diyetidir.) şeker aşermeleri ile baş etmenin en iyi yolu, yağ ve protein içeren gıdaları tüketmektir. Bunlar, hızla tokluk hissi verecek ve doğal olarak aşermenizi dindirecektir. Pes edip tatlı şeylerden birazcık tüketmekten kaçınmalısınız.

Unutmayın “bir lokma”, “azıcık”, “minnacık” gibi istisnalar bütün çabanızı yok etmek için bir ısırık kadar kolay ve yakındır. Şeker aşermelerinin bağımlılığın bir parçası olduğunu ve açlığınızı şeker ile dindiremeyeceğinizi bilmenizi isterim.

Bu direnci gösterdiğinizde, tatlı şeylere (şeyler diyorum çünkü bunlara gıda demek içimden gelmiyor.) karşı olan isteğinizi yitireceksiniz. Bu süreç kişiden kişiye göre değişmekle birlikte bir iki aya tamamlanmış olacaktır. Bir kez o sahneye çıktıktan sonra artık tatlı şeyler yiyemediğinizi gördüğünüzde çok şaşıracaksınız. Çay ve kahveyi şekersiz içen insanların, şeker atıldığında ne kadar kötü olduğunu söylemesi ve şeker koyarak içen insanların asla şekersiz içemeyeceklerini düşünmesi gibi.

Şekerin azı çoğu olmaz. Şeker zehirdir.

Aynı bir fırt sigara gibi…

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

 

Spor Yaparak Kilo Veremezsiniz

Spor Yaparak Kilo Veremezsiniz

Evet, spor yaparak kilo veremezsiniz derken şunun altını çizmek istiyorum. Spor yapmanız sağlığınız için çok önemlidir ve doğru bir beslenme programı ile birleşince fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur.

Bugün insanlara sorduğumda, spora gitme sebeplerinin genelde kilo vermek olduğunu görmekteyim. Yediklerini yakacaklarını düşünerek, hem vicdan azabından kurtulmak hem de yedikleri yanlarına kar kalacakmış gibi bir inanış var. Bu inanış nereden geldi? Kim söyledi? İnanın bilmiyorum.

Spor yapmanızın sağlığınıza olumlu etkileri tartışılamaz. Düzenli spor, kan şekerinizin dengelenmesine ve kaslarınızdaki insülin duyarlılığını güçlendirmenize yardımcı olur.

Benim sürekli üzerinde durduğum nokta ise, alınan her kalorinin aynı olmadığıdır. Yani, bazı kaloriler vardır ki bunlar sofra şekeri ve türevlerinden gelir ve bunları öyle koşu bandında koşarak, yürüyerek yakamazsınız.

Bunun sebeplerinden biri içerdikleri mısır şurubundan elde edilen fruktoz, vücudunuzda glükoz gibi muamele görmez. Direk karaciğere gönderilen bu fruktoz hemen yakabileceğiniz bir enerji kaynağı değildir. Bunu göz ardı etmeyin lütfen.

Bu zehrin(mısır şurubu) tabi ki size bir sürü hediyesi olacaktır,

  • Insülin direnci
  • Leptin Direnci
  • Ürik Asit
  • Trigliserid
  • Karaciğer yağlanması gibi doktorunuzun yükselmesini istemediği bir sürü problem.

Diğer bir sebep ise (glükoz için konuşuyorum) aldığınız kalorinin tahmin ettiğinizden fazla, yaktığınızın da tahmin ettiğinizden az oluşudur. Hep verdiğim örnek gibi, adaya yüzebiliyorsanız, siz belki yakarsınız ama burada genel bir spor aktivite şiddetinden bahsediyoruz. Elbette ki profesyonel sporcular gün içinde sizden çok daha fazla kalori harcadıkları için, yemek yerken biraz daha cüretkâr davranabilirler.  (Bugün profesyonel sporcuların beslenmelerine bakarsanız onlarda sofra şekerinin kendilerine zarar verdiklerini bilip, sofra şekeri içermeyen gıdalardan enerji sağlamaktadırlar.)

Spor yaparken, dikkat etmenizi istediğim diğer bir husus, öncesi ve sonrası illa bir şey yemek zorunda olmadığınızdır. Hiç merak etmeyin, yapacağınız 1 saat maksimum 2 saat spor için acil yakıt takviyesine ihtiyacınız yok. Doğru bir beslenme düzeniniz var ise, sporunuzu sağlık için yapın ve beslenme düzeninize devam edin.

“Vücudunuzun tek enerji kaynağı karbonhidratlardır!”

HAYIR değil.

Vücudunuzun enerji kaynaklarından biri karbonhidratlardır. Yağlar da vücudunuzun enerji kaynaklarından biridir ve yandığında karbonhidratlara göre çok daha verimli bir destek sağlar. Gün içinde harcadığınız enerjiyi karbonhidratlara göre yağlardan sağlamanız hem sizi daha sağlıklı hem de daha dinç kılar. Burada bir dengeden bahsediyorum. Mutlaka vücudunuz ihtiyaç halinde karbonhidratları enerji olarak kullanacaktır! Peki, siz sürekli karbonhidrat tüketerek bu depoların boşalmasına izin vermezseniz taşıdığınız fazla yağları nasıl yakacaksınız? Veya diğer bir değiş ile pankreasınızı sürekli insülin salgılamaya mecbur bıraktığınız için vücudunuz birer karbonhidrat bağımlısı haline gelecek.

Peki, sonunda ne mi olacak:

  • Tekrar tekrar acıkacaksınız!
  • Yemek yedikten sonra bir ağırlık çökecek!
  • Su içsem yarıyor diyeceksiniz!
  • Spor yapıp istediğiniz sonucu alamayacaksınız!
  • Ve pazartesi diyete başlıyorum diyeceksiniz!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

Omega 3 ve D Vitamini Eksiliği Olanlar Dikkat

Omega 3 ve D Vitamini Eksiliği Olanlar Dikkat

Omega-3 ve D Vitamini eksikliği hayatımızdaki en önemli ve gizli sağlık problemlerindendir.

Vücudunuzdaki Omega-3 eksikliği kireçlenme, astım ve psikolojik bozukluklar gibi sayısız enflamatuvar durumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu eksiklik aynı zamanda kanser ve kalp hastalıklarının oluşma riskini de arttırdığı düşünülür.

Doktorunuz Omega-3 eksikliğiniz olduğunu söylüyor ise bunu ciddiye almalısınız çünkü bu durum Omega-6 ve Omega-3 oranlarının denge durumundan çıkmasına ve genel olarak enflamasyon düzeylerinizin artmasına neden olabilir, keza bu denge çok önemlidir.

Bugün şehir yaşamındaki insanların ortalama Omega-6 ve Omega-3 oranı ortalama 15:1 olarak görülmektedir. Bunu atalarımızın oranları ile karşılaştıracak olur isek, oranları 1:1’dir. Aradaki bu büyük fark beslenme bozukluğumuzun bir ispatı niteliğindedir.

Omega-3 yağ asitlerini yükseltme çabası, düşük karbonhidrat diyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu program sizi daha fazla balık ve yeşillik yemeniz ve gerektiğinde Omega-3 takviyesi almanız için cesaretlendirir. Bu ölçüler kilo vermenize yardımcı olacak ve sağlığınızı büyük ölçüde iyileştirecektir.

Siz pek fark etmeseniz de vücudunuzun diğer bir eksikliği D vitaminidir. Güneşe maruz kalmanın şeytanlaştırıldığı günümüzde güneş fobisinin güncel mantrası, insanların ya tamamen güneşten kaçınmalarına ya da ne zaman güneşe maruz kaldıklarında güneş kremlerine hücum etmelerine sebep olmuştur.

D vitamini eksikliğinin depresyon, göğüs kanserine karşı hassasiyet artışı, kilo alma ve insülin direncinde artışa sebep olduğu gözlenmektedir. Sonuç olarak vücudunuzdaki pek çok gerekli sürecin D vitaminine bir ölçüde bağlı olduğunu unutmayın.

Ne yapmalı?

  1. Sofra şekeri zehirdir. Kendisini veya içerdiği ürünlerden uzak durun.
  2. Balık yiyin!
  3. Ceviz, fındık ve badem yiyin!
  4. Ispanak yiyin!
  5. Uygun saatlerde güneşlenin!
  6. Eksiklik halinde doktorunuza danışarak Omega-3 ve D Vitamini takviyesi alın!
  7. Deniz yosunlarını tüketmeyi aklınızdan çıkarmayın! Kahverengi ve yeşil deniz yosunlarının sağılığınız için faydalı olduğunu unutmayın!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi Neden Önemli?

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi Neden Önemli?

Günümüzde besin olarak önümüzde sunulan gıdalar ne yazık ki Omega-6 yağ asitlerini içermektedir. Başka bir yandan da Omega-3 yağ asitlerinin tüketimi azalmıştır. Bu iki yağ asidi arasındaki olması gereken oran 1:1 iken bugün yapılan ölçümlerde görmekteyiz ki bu oran 1:10 – 1:15 arasındadır. Bu kötüdür!

Beynimiz için Omega-3 yağ asitleri hayati önem taşır. Beyin dokularımızın yaklaşık yüzde 25 ini oluşturan bu yağ asitleri ne yazık ki gerekli miktarda alınmadığında yerleri Omega-6 ile dolmaktadır.

Omega-6 ile dolu zarlar katı ve yavaştır. Daha az sıvının geçmesine izin veren kısmi olarak tıkanmış borular gibi hareket ederler. Günümüzde pek çok bilim insanı yüksek miktarda Omage-6 yüklü olan zarların, damarlarımızı tıkayan dejeneratif kalp ve sinir hastalıklarının ana sebeplerinden biri olduğunu düşünmektedir.

Omega-3’ler esnek ve etkin bir yapıya sahip yağ asitleridir. Aynı zamanda kırılgandırlar ve Omega-3 içeren besinler üreticilerin uzun raf ömrü sevdası açısından pek teşvik edici değillerdir. Bu sebeple bazı gıda firmaları bozulmayı önlemek veya geciktirmek için, Omega-3 yerine daha dayanıklı (buradaki dayanıklı negatif anlam taşır elbette!) yağlar kullanarak üretim yaparlar. Kullandıkları süreçlerin bir tanesi de yağ asitlerini hidrojenize etmektir. (örnek: Trans yağlar) Bu tip ürünleri tüketmemeniz sağlığınız için çok önemlidir. Ben bu tip yağlar motor yağlarıdır.

Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri hücre zarımızda bir park yeri edinebilmek için rekabet halindedirler. Eğer diyetinizde Omega-3 alımınıza dikkat ediyorsanız bile, Omega-6 içeren besinleri de azaltmanız gerekmektedir. Omega-3 seviyenizi olması gereken sınırlara taşımak için güvenilir bir takviye edici gıdaya başvurabilirsiniz.

Omega-3 düzeylerinizi iyileştirmeniz için size balık, yeşil yapraklı sebzeler, kahverengi deniz yosunları tüketmenizi öneririm. Buna rağmen istenilen seviyeye ulaşılmadığında doktorunuza danışarak eksikliğinize göre günde 1-2 gram takviye işinizi görecektir.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sports Nutritionist

Düşük Karbonhidrat Diyetinin Faydaları

Düşük Karbonhidrat Diyetinin Faydaları

Düşük karbonhidratlı beslenme sistemi son yıllarda sağladığı faydalar sayesinde hayli popüler olmakta. Bu sistem kısa süreli, sadece kilo vermek için uygulanmamalı. Asıl amaçlanan, karbonhidrat alımınızı düşürerek insülin ve leptin direncinden kurtulmanız ve Omega-3 alımınızı dengeleyerek daha sağlıklı bir hayata kavuşmanızdır.

Bu hayat tarzını benimsediğinizde size sağlayacağı faydalar:

  • Yapılan araştırmalarda kanser, kalp ve Alzheimer gibi hastalıkların en büyük sebeplerinden biri olan sofra şekerinden kurtulmak,
  • Hormon işlevlerinizi iyileştirmek ve diyabet hastası olma ihtimalinizi azaltmak,
  • Enerji seviyenizi arttırmak,
  • Metabolizmanızı hızlandırmak,
  • Yaşlanma sürecinizi yavaşlatmak.

Ve evet aynı zamanda fazla kilolarınızdan kurtulmak düşük karbonhidrat diyetinin başlıca hedefleridir. Her ne kadar sizi daha çok ilgilendirse de kilo kaybı bu beslenme sisteminde kaçınılmazdır.

Programın dikkat çektiği nokta, diyetimizdeki gereksiz ve faydasız sofra şekeri ve rafine karbonhidratlar ile birleşen Omega-6 bolluğunun sağlığımız üzerinde yıkıcı etkilerinin olmasıdır. Unutmayın ki bizler her yıl daha hasta ve fazla yağlı bir hale geliyoruz. Son otuz yılda diyabet hastalarının sayısındaki artışı biliyor musunuz? Peki, size sorarım, bilim bu kadar ilerlerken, neden diyabet ve buna bağlı olan hastalıklar neredeyse parabolik bir seviyede artış göstermekte? Kabul etseniz de etmeseniz de yıllar geçtikçe sağlıksızlaşıyoruz.

Biz abur cubur yedikçe hastalanıyoruz ve dünyanın yönetimsel dengesini oluşturan sağanak para yağışının altındaki dünyanın en büyük endüstrilerine yakıt sağlıyoruz. Bizim sağlığımız ne yazık ki yozlaşmış karmaşık devasa endüstriler tarafından yönetilmektedir:

  • Büyük ölçüde sağlıksız gıda ürünlerini üreten evrensel gıda endüstrisi, uzun raf ömrü için tasarlanmış ve bizim donanımızı daha fazla şeker yemek yönünde değiştiren bir tetikleyici oluşturdu.
  • Bizim ve çocuklarımızın abur cubur yemesine sebep olan, dalavere ile akla gelebilecek bütün olasılıkları kullanan bir pazarlama makinesi ile karşı karşıyayız.

Günümüzde devlet bütçelerinin hastalıkların tedavisi için bütçeleri her gün artar iken bazı ülkelerin bu yükün altında sıkıntı çektiğini unutmamak gerekir. Unutulmamalıdır ki bir hastalığın önlenmesi çok daha önemlidir. Bazı hastalıklar aktif olduktan sonra uygulanan tedavi yöntemlerinin samimiyeti hakkında şüphe duymaktayım ve neden hasta oluyoruz sorusunu kendime her sorduğumda beslenme düzenimizdeki yanlışlıklarımızın öne çıkması çok manidar.

Kan şekeri düzeyinizi dengelemenin ve buna bağlı olarak vücudunuzun içinde dolaşan fazla insülin seviyesinin size zarar verdiğini artık anlayın. Bunu yapmanın en kolay yolu da karbonhidrat alımını azaltmanızdır. Bunun kısa bir yolu yok. Sofra şekerini hayatınızdan çıkarın. Bu zehrin artık alkol ve sigara gibi kontrol edilmesinin sizce de zamanı gelmedi mi?

Sofra şekeri ve rafine karbonhidratları hayatınızdan çıkarınca:

  • Eskisi kadar kolay acıkmayacak,
  • Vücudunuzdaki fazla yağlardan kurtulacak,
  • Daha sağlıklı bir hale gelecek,
  • Erken yaşlanmayı önlemek için artık adım atmış olacaksınız.

Son olarak, yapmamanız gereken iki şeyi aklınızdan çıkarmayın.

  • Kalori saymak! Yakılan her kalori aynıdır ama alınan her kalori aynı değildir.
  • Kilo vermek için spor yapmak! Böyle bir şey yok! Spor yaparak kilo veremezsiniz. İstediğinizi yiyerek sonra spor yaparak kilo vermeniz hayaldir. Tabi adalara yüzebiliyor veya Bodrum’a bisikletle gidebiliyorsanız o başka! İşin şakası bir yana;

Kendiniz için bir şey yapın. Yemek için yaşamayın, yaşam sürenizi kısaltmayın.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sports Nutritionist