Karbonhidratları Bırakmak Neden Bu kadar zor!

Karbonhidratları Bırakmak Neden Bu kadar zor!

Bu soruya cevap vermek için genel olarak araştırmacıların, sadece obeziteye neyin sebep olduğu konusunda değil, ayrıca neden yemek yemek için karşı konulamaz bir istek duyduğumuz ve neden diyetlerimize sadık kalmada bu kadar başarısız olduğumuz konularında da fikir ayrılığına düştüğünü anlamak gerekmektedir.

Yıllardır görüştüğüm araştırmacıların çoğunun sürdürdüğü geleneksel düşünce, obezitenin fazla kaloriden kaynaklandığıdır. Bu araştırmacılar obeziteyi bir ‘’enerji dengeleme‘’ bozukluğu olarak tanımlamakta ve tedavinin de daha az enerji (daha az kalori) almak ve daha fazla enerji harcamak olduğunu belirtmektedirler. Bu kurala uymakta başarısız olduğumuzda yapılan çıkarım ise öz disiplin yoksunu olduğumuzdur.

Bu noktada bizim düşüncemiz ve daha az yaygın olan görüş, obezitenin aslında hormonal düzenleme bozukluğu olduğu ve bu süreci yöneten hormonun ise insülin olduğudur. İnsülin yediğimiz her şeyi doğrudan fazla yağı biriktirme aşamasına bağlar ve bu da, sonuçta, bir şeyler yeme isteği duymamız ve açlık hissetmemizle ilişkilidir. 1960lardan beri insülinin, vücudumuzdaki diğer hücrelere karbonhidratları enerji için yakmaları, yağ hücrelerine ise yağı biriktirmeleri için sinyal yolladığı bilinmektedir. Bu düşünceye göre karbonhidratlar özellikle kilo aldırıcıdır.

Yemeklerden sonraki insülin seviyesi büyük oranda yediğimiz karbonhidratlarla -özellikle sofra şekeri ile birlikte yüksek glisemik indeks karbonhidratları olarak bilinen kolay sindirilebilen tahıllar ve nişastalar- belirlendiği için, bu yaklaşımı temel alan diyetler özellikle bu karbonhidratları hedef almaktadır.  Kilolu olmak ya da daha fazla kilo almak istemiyorsak bunları yememeliyiz.

İnsülinin yağ ve karbonhidrat metabolizması üzerindeki bu etkisi, neden tipik olarak en çok aynı tür karbonhidratları yeme isteği duyduğumuza ve neden ufak bir kaçamağın, uzmanlar bunu bağımlılık olarak tanımlar,  kolayca bizi aşırıya götürebileceğine açıklama getirmektedir.

San Francisco’da bulunan California Üniversitesi’nde çalışan pediatrik endokrinolojist Dr. Robert Lustig, insülin seviyesini çok az bile yükseltmenin vücudu yağ yakmaktan karbonhidrat yakmaya döndürdüğünü belirtmektedir.

Dr. Robert Lustig: “Ne kadar fazla insülin salgılarsanız, o kadar karbonhidrat tüketme isteği duyarsınız. Bir kez az miktarda karbonhidrata maruz kaldığınızda ve insülin seviyeniz arttığında, bu, enerjiyi yağ hücrelerinize iter ve diğer hücrelerinizi kullanacakları enerjiden mahrum eder, kısacası açlığa yol açar. Yani acıkarak özünde daha fazla karbonhidratı telafi edersiniz. Yüksek insülin daha fazla karbonhidrat tüketme isteğine yol açar.”

Sonuç olarak, karbonhidrat bakımından zengin yiyeceklerden alınan bir ısırık ya da tadım bile insülini uyarıp daha fazla karbonhidrat için açlık isteği -arzu- yaratabilir. “Karbonhidratkolik’ insanların insülin seviyelerini düşürdükten sonra daha az karbonhidratkolik olacağına ve eğer geri dönüp tekrar karbonhidrat tüketmeye başlarlarsa, tam da önceden oldukları noktaya geri döneceklerine dair hiçbir kuşkum yok. Bunu sayısız hastada gördüm.” diyor Lustig.

Şeker ve tatlılar, şekere özgü çeşitli tepkiler açığa çıkabileceğinden özel bir sorundur. Şeker yeme isteğinin beynin diğer bağımlılık yapıcı maddelerce tetiklenen ödül merkezi aracılığıyla ortaya çıktığı görülmektedir. Hem şeker hem de bağımlılık yapıcı maddeler yoğun haz hissini ortaya çıkaran dopamin hormonunun salgılanmasını arttırır.

Lustig gibi karbonhidrat-kısıtlamasına teşvik eden araştırmacılar bir insanın karbonhidrat yerine sağlıklı birçok yağı tüketerek karbonhidrat yeme arzularını en aza indirebileceğine inanmaktadırlar. Yağın doyurucu olduğunu ve insülin salgılanmasını arttırmayan bir makro besin olduğunu belirtilmektedir. Yağ bakımından zengin gıdalar yemek “tıka basa yeme isteğini arttıran yüksek karbonhidratlı besinlerin aksine, bu isteği ortadan kaldırmaya yardımcı olduğuna inanılır.

Mekanizmada ne olursa olsun, eğer amaç tek bir çatal pilavdan, bir çöreğe uzanan kaçamaklardan ya da iyi bir şey için diyeti bırakmaktan kaçınmaksa, o halde uyuşturucu bağımlılarının yeniden uyuşturucuya başlamalarına engel olan teknikler bu senaryoda da işe yaramalıdır. Şu anda şeker üzerine de çalışmalar yürüten San Francisco’daki California Üniversitesi Tıp Okulu’nda çalışan bağımlılık uzmanı Laura Schmidt, ‘’Bu temel prensipler yıllar içinde geliştirilmiştir ve temizlenmiş, durumun farkına varmış ve bu yolu sürdürmek isteyenler için işe yarayabilir.’’ demiştir.

Kesin strateji bu durumu tetiklemekten kaçınmaktır. ‘’Ayık kalmaya çalışan alkolikler barda iş aramazlar.’’ diyor Schmidt.‘’ Etrafımızı saran gıdalar arasında abur cubur yiyeceklerden kaçınmak daha zor, ama bunları evimizden uzak tutabiliriz ve şeker ile diğer ikramların kolayca ulaşılabilir olduğu durumlardan kaçınabiliriz.‘’

Sosyal çevremizi değiştirmek de önemli olabilir –ailelerimizi ve yakınlarımızı tıpkı sigarayı, alkolü ya da daha ağır uyuşturucuları bırakmaya çalışırken bize yardım edermiş gibi bu yiyeceklerden kaçınırken de çaba göstermeye ikna etmeliyiz. Buradaki en büyük problem şeker konusunda toplumun bilinci diğer bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi bilinçli ve kararlı değildir.

Sonuç olarak, başarılı her diyet uzun süreli bir özveridir. Bizler diyetlerin başlayıp bırakılan şeyler olduğunu düşünmeye yatkınız. Ve eğer tökezlersek diyetin başarısız olduğunu düşünürüz. Ama karbonhidrat-kısıtlama diyetlerinin mantığını anladığımızda, hayat boyu sürdüreceğimiz bu kaçınma durumunun kabulü beraberinde gelecektir.

“İster bağımlılık olsun ister metabolik rahatsızlık, bu ortadan kaldırılması gereken güçlü bir sistem.” “Yıllar boyunca vücuda ve zihne yerleşmiş bir şeydir ve sağlıklı olmak meseleye geniş açıdan bakmayı da gerektirir.’’ diyor Schmidt.

Sofra şekeri ve rafine karbonhidratlardan uzak kaldığınız sürece sağlıklı olmaya ve kalmaya bir adım daha yakınsınız demektir.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

Sports Nutritionist