Günümüzde şişmanlığı “harcanandan fazla kalori almanın kaçınılmaz sonucu” gibi görmek çok büyük bir problemi basite indirgemekten başka birşey değil. Aslında, obeziteyi “toksik yağların olmaması gereken yerde depolanıp vücudun tahammül edemeyeceği miktarlara ulaşması” şeklinde algılamak daha doğru.

Doğal yaşam ortamında “obez” bir memeliye (hatta canlıya!) rastlamak olası değil (yaşam süresinin sonuna yaklaşan hayvanlarda kaçınılmaz olarak kas kaybı ve yağlanmada artış ise beklenen bir durum) İnsan da bunun bir istinası değil. Aşırı yemek, hareketsizlik kilo almak için birer faktördür; bir deney hayvanını fazla beslediğinizde ya da tokluk merkezini kontrol eden tek bir geni/hormonu yok ettiğinizde de obeziteye yol açarsınız (ki bu tablonun temelinde “artmış endoplazmik retikülum stresi” olarak tanımlanan “hücresel düzeyde kapasite zorlanması” yatar) ancak günümüz insanındaki durum çok daha farklı; nedeni ise gıdalarımız organizmamızın tanımadığı şeker, yağ ve amino asitlerle dolu, yani doğal değil. Asıl problem de bu..

Sindirim yoluyla kanımıza karışan tüm besinler, kimi kendi başına kimi de onları tanıyıp refakat eden özel proteinlerce doğru karaciğere götürülür. Karaciğer bunları ayırır, gerekirse işleme tabi tutar, ve lipoprotein adı verilen adeta kargo kutularına koyup paketler, üzerine de içinde ne olduğunu ve nereye teslim edileceğini gösteten bir barkod yapıştırır, sonra tekar kana verir. Hemen göndermeyeceklerini ise depolar.

Eğer kargonun içindeki madde trans yağ, toksik madde, oksitlenmiş molekül gibi bir şeyse kimse (hücreler!) bu kargoyu almak istemez ve geri gönderir (bazen de içeri alır ama artık iş işten geçmiştir). Karaciğer bu iade edilen bozuk kargoyu gözden uzak bir yere (cilt altı gibi) adeta sürgüne gönderir. Basit mantıkla, toksik maddeden kurtulmaya çalışır.

Bir kere hücre içine giren toksin (petrokimyasal ürünler, tarım ilaçları, endüstriyel kalıntılar, katkı maddeleri, renklendiriciler, kıvam artırıcılar, koruyucular, ağır metaller, trans yağlar, oksitlenmiş kimyasallar, ucube aminoasit ve peptidler-ki çoğu doğal değildir) hastalık ve kansere giden yolu açarken yağ depolarında istiflenen toksinler de oranın dolaşımını bozmaktan insülin, leptin, adiponektin, cinsiyet hormonları gibi hormonlara itaatsizliğe kadar bir dizi başıbozukluğa yol açar ki bu kaotik durum giderek kendini büyütür ve kontrolden çıkar. Kilo alma ve vücudun deforme olması bir yana bir bakmışız ki cildimiz bozulmuş, kırışmış, lekeler ve selülit ortaya çıkmış, yaşlanma hızlanmış. Kanser, kronik organ hasarı, beyin ve sinir sistemini dejenere eden hastalıklar ise işin başka bir boyutu..

Sevgi ve Sağlıkla Kalın,

Doç.Dr. Gökhan Özışık
Endocrinology & Metabolism

Sencer Bulut
International Sport Nutritionist & Health Coach