Çok eski zamanlardan beri insanlar düşük karbonhidrat diyeti ile var olmuşlardır. Daha yeni yeni günümüzde, tarımın da gelişmesiyle beraber diyetimizi yüksek karbonhidratlı bir içeriğe döndürdük. Daha doğrusu dönüştürüldü…

Birçok beslenme uzmanı, büyük bir özgüvenle bir yetişkinin hayatta kalabilmesi için günde 120 gram karbonhidrat tüketmesi gerektiğini ileri sürüyor. Çünkü onlara beynin ve merkezi sinir sisteminin her gün o kadar glikoz yaktığı ve bunun tek enerji kaynağı olduğu öğretilmiş. Bunu ezberlemişler ve sürekli tekrarlıyorlar.

Buna rağmen diyetinizde karbonhidratları sınırlandırmaya başladığınızdan itibaren, karaciğerdeki keton cisimciklerinin sentezinde artış meydana gelir. (keton cisimcikleri yağların parçalanması ile ortaya çıkan enerji kaynağı) Sonra bu cisimcikler beyin ve merkezi sinir sisteminin ihtiyacı olan enerjiyi sağlamak için glikozun yerine kullanılırlar. Hatta keton cisimcikleri beyin tarafından oldukça tercih edilen glikoza göre daha verimli bir enerji kaynağıdır.

Karbonhidratları tükettiğiniz zaman glikoza dönüştürülürler. Bu durum kan şekerinizin yükselmesine ve insülin hormonunun salınımına neden olur. Daha sonra insülin yağ hücrelerinden ayrılan yağın doğal hareketini engelleyerek kilo kaybınızın durmasına sebep olur. Bu karbonhidratlardan kaçınmanızın en önemli sebeplerinden biridir.

Sofra şekerini ve rafine karbonhidratları diyetinizden çıkarmazsanız, vücudunuzun doğal yollar ile yağ yakmasına engel olacaksınız. Düzgün bir şekilde yağ yakmaya adapte olmuş bir vücut, yağ depolamaya meyilli olmayacağı için kilo problemi yaşama ihtimalinizi çok düşürür.

Bugün yaşadığımız metabolik sendrom hastalıkların tüm suçlusu sofra şekeri ve rafine karbonhidratlardır.

Bilin istedim.

Sencer Bulut