Kilo vermek ve sağlıklı yaşamak isteyenlerin sıkça karşılaştığı kavramların başında insülin direnci (kandaki insülin düzeylerinin normalden yüksek olması) ve reaktif hipoglisemi (yemekten sonra kan şekerinin düşmesi) geliyor. Yükselen kan şekerini normale indirmek insülin hormonunun birçok görevinden sadece bir tanesi ve maalesef bu hormondan başka da bu işi yapabilecek yok. Diğer taraftan, görevi düşen kan şekerini yükseltmek olan en az 4 tane hormon (stres hormonları, glukagon, büyüme hormonu gibi) var. Demek ki, doğanın asıl endişesi kan şekerinin çok yükselmesi değil de kritik bir seviyenin altına düşmesi.

Yanlış beslenerek vücudumuzu uzun süre şeker bombardımanına tuttuğumuzda metabolizmamızın tek savunma mekanizması (adeta sigortası) insülin düzeylerini giderek yükseltmek. Ancak bu da, bir noktadan, sonra maalesef istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor.

Bilhassa tatlı, bazen de tuzlu atıştırma krizlerine kadar varabilen iştah artışı, açlığa tahammülsüzlük kilo alma, kilo kontrolünde güçlük, geçmeyen baş ağrıları, olur olmaz bulantılar, sürekli yorgunluk/enerjisizlik, yemekten sonra fenalık hissi (iç çekilmesi / bayılacak gibi olma), odaklanamama, çarpıntı, baş dönmesi, kulak çınlaması, tahammülde azalma (öfke kontrolünde güçlük), ödem, cildin katlantı bölgelerinde koyulaşma, yüz cildi ve saçlarda çabuk yağlanma, sivilcelenme ve hatta tüylenme bunlardan sadece birkaçı.

Kulağa tanıdık geliyor mu..?

Diyelim ki bu yakınmaların bir veya birkaçı sizde var veya hiçbiri olmadığı halde kilonuzu korumak, sağlıklı ve uzun yaşamak istiyorsunuz1; o halde, yapılacaklar listesinin başına hekiminizden sizde insülin direnci veya hipoglisemiye meğil olup olmadığını belirlemesini istemeyi koyun2.

Şeker yüklemesi olarak bilinen ve gizli şeker tanısında tüm dünyada yaygın olarak kullanılan test standart teşhis yöntemi olmakla birlikte hem hastalar için nahoş bir deneyim yaşatması (10-12 saatlik bir açlıktan sonra boş mideye pudra şekerli bir bardak su içmeyi ve yemek yemeden 2-3 saat daha aç kalmayı gerektirdiğinden) hem de kan şekeri ve insülindeki dalgalanmayı net olarak gösterememesi nedeniyle hekimleri alternatif arayışına yöneltiyor.

Normal bir öğünde yediklerinize benzer içerikte bir test yemeği yenmesine dayanan ve yarılanma ömrü 6 ila 10 dakika olan (yani kan seviyesi oldukça hızlı değişebilen) insülin hormonu hakkında daha fizyolojik bilgi sağlayan bir diğer test ise ister sabah isterse öğlen dahi yapılabiliyor.

Aç karna gelen hastaya standart şeker yüklemesinde verilen kaloriye eşdeğer bir yemek yedirilerek bu yemekten hemen önce ve ilk lokmadan sonra belirli aralıklarla hem şeker hem de insülin düzeylerini ölçmek için kan numunesi almaktan ibaret bu test duruma göre 4, hatta 5nci saate kadar uzatılabiliyor. Ölçüm değerlerine göre hastanın kanında insülinin ne zaman fazla olduğu, şekerinin yemekten ne kadar sonra ve kaça kadar düştüğü çok daha objektif bir şekilde anlaşılmış oluyor.

Günlük programınızdan bir süre ayrı kalmak dışında size bir sıkıntı vermeyen ve en önemlisi aç kalmayı gerektirmeyen bu testin hipertansiyon, migren, panik atak, aritmi hastaları yanında polikistik over sendromu ve kronik yorgunluğu olanlarda da yapılması önerilmekte.

(1) araştırmalar uzun ömürlü insanlarda insülin düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor

(2) egzersiz yaparken yağlarını eritmek isteyenlerin insülinin kanda yüksek olmadığı zamanları tercih etmesi gerekir çünkü yüksek insülin depo yağların enerji için yakılmasının önündeki en büyük engeldir

Sevgi ve Sağlıkla Kalın,

Doç.Dr. Gökhan Özışık
Endocrinology & Metabolism

Sencer Bulut
International Sport Nutritionist & Health Coach