Şeker Bağımlılığı

Şeker Bağımlılığı

Evet, bu bir bağımlılıktır.

Üzerinde fazla durulmayan, yokmuş gibi davranılan ve insanlığı büyük bir tehdit altına almış bir bağımlılık. Bunu fark edip, bu zehirden kurtulmak istediğinizde bilin ki o sizi o kadar kolay bırakmayacak.

Alkol ve sigara bağımlılığını düşünün lütfen.

Alkolü ve sigarayı bırakmak isteyen insanların çektiği zorluklar. Vücutlarının bunu istemesi, insanları krize sokması, modunu düşürmesi. Bunların hepsi şekeri bıraktığınız zaman başınıza belli ölçü de gelecektir. Alkol ve sigarayı bırakmaya çalışan insanlar gördüğünüzde canları bu zehirleri istiyor değil mi? Peki siz onlara, vücudun istiyor iç bir tane diyor musunuz? Hayır… Peki, şeker ve türevlerini bıraktığınızda canım istiyor kelimesini her duyduğunuzda neden aynı tepkiyi vermiyorsunuz? Çünkü bu bağımlılık toplumda hala kabul edilmiş değil.

Sağlıklı bir beslenme düzenine geçtiğinizde (bu düzen elbette ki düşük bir karbonhidrat diyetidir.) şeker aşermeleri ile baş etmenin en iyi yolu, yağ ve protein içeren gıdaları tüketmektir. Bunlar, hızla tokluk hissi verecek ve doğal olarak aşermenizi dindirecektir. Pes edip tatlı şeylerden birazcık tüketmekten kaçınmalısınız.

Unutmayın “bir lokma”, “azıcık”, “minnacık” gibi istisnalar bütün çabanızı yok etmek için bir ısırık kadar kolay ve yakındır. Şeker aşermelerinin bağımlılığın bir parçası olduğunu ve açlığınızı şeker ile dindiremeyeceğinizi bilmenizi isterim.

Bu direnci gösterdiğinizde, tatlı şeylere (şeyler diyorum çünkü bunlara gıda demek içimden gelmiyor.) karşı olan isteğinizi yitireceksiniz. Bu süreç kişiden kişiye göre değişmekle birlikte bir iki aya tamamlanmış olacaktır. Bir kez o sahneye çıktıktan sonra artık tatlı şeyler yiyemediğinizi gördüğünüzde çok şaşıracaksınız. Çay ve kahveyi şekersiz içen insanların, şeker atıldığında ne kadar kötü olduğunu söylemesi ve şeker koyarak içen insanların asla şekersiz içemeyeceklerini düşünmesi gibi.

Şekerin azı çoğu olmaz. Şeker zehirdir.

Aynı bir fırt sigara gibi…

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

 

Spor Yaparak Kilo Veremezsiniz

Spor Yaparak Kilo Veremezsiniz

Evet, spor yaparak kilo veremezsiniz derken şunun altını çizmek istiyorum. Spor yapmanız sağlığınız için çok önemlidir ve doğru bir beslenme programı ile birleşince fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur.

Bugün insanlara sorduğumda, spora gitme sebeplerinin genelde kilo vermek olduğunu görmekteyim. Yediklerini yakacaklarını düşünerek, hem vicdan azabından kurtulmak hem de yedikleri yanlarına kar kalacakmış gibi bir inanış var. Bu inanış nereden geldi? Kim söyledi? İnanın bilmiyorum.

Spor yapmanızın sağlığınıza olumlu etkileri tartışılamaz. Düzenli spor, kan şekerinizin dengelenmesine ve kaslarınızdaki insülin duyarlılığını güçlendirmenize yardımcı olur.

Benim sürekli üzerinde durduğum nokta ise, alınan her kalorinin aynı olmadığıdır. Yani, bazı kaloriler vardır ki bunlar sofra şekeri ve türevlerinden gelir ve bunları öyle koşu bandında koşarak, yürüyerek yakamazsınız.

Bunun sebeplerinden biri içerdikleri mısır şurubundan elde edilen fruktoz, vücudunuzda glükoz gibi muamele görmez. Direk karaciğere gönderilen bu fruktoz hemen yakabileceğiniz bir enerji kaynağı değildir. Bunu göz ardı etmeyin lütfen.

Bu zehrin(mısır şurubu) tabi ki size bir sürü hediyesi olacaktır,

  • Insülin direnci
  • Leptin Direnci
  • Ürik Asit
  • Trigliserid
  • Karaciğer yağlanması gibi doktorunuzun yükselmesini istemediği bir sürü problem.

Diğer bir sebep ise (glükoz için konuşuyorum) aldığınız kalorinin tahmin ettiğinizden fazla, yaktığınızın da tahmin ettiğinizden az oluşudur. Hep verdiğim örnek gibi, adaya yüzebiliyorsanız, siz belki yakarsınız ama burada genel bir spor aktivite şiddetinden bahsediyoruz. Elbette ki profesyonel sporcular gün içinde sizden çok daha fazla kalori harcadıkları için, yemek yerken biraz daha cüretkâr davranabilirler.  (Bugün profesyonel sporcuların beslenmelerine bakarsanız onlarda sofra şekerinin kendilerine zarar verdiklerini bilip, sofra şekeri içermeyen gıdalardan enerji sağlamaktadırlar.)

Spor yaparken, dikkat etmenizi istediğim diğer bir husus, öncesi ve sonrası illa bir şey yemek zorunda olmadığınızdır. Hiç merak etmeyin, yapacağınız 1 saat maksimum 2 saat spor için acil yakıt takviyesine ihtiyacınız yok. Doğru bir beslenme düzeniniz var ise, sporunuzu sağlık için yapın ve beslenme düzeninize devam edin.

“Vücudunuzun tek enerji kaynağı karbonhidratlardır!”

HAYIR değil.

Vücudunuzun enerji kaynaklarından biri karbonhidratlardır. Yağlar da vücudunuzun enerji kaynaklarından biridir ve yandığında karbonhidratlara göre çok daha verimli bir destek sağlar. Gün içinde harcadığınız enerjiyi karbonhidratlara göre yağlardan sağlamanız hem sizi daha sağlıklı hem de daha dinç kılar. Burada bir dengeden bahsediyorum. Mutlaka vücudunuz ihtiyaç halinde karbonhidratları enerji olarak kullanacaktır! Peki, siz sürekli karbonhidrat tüketerek bu depoların boşalmasına izin vermezseniz taşıdığınız fazla yağları nasıl yakacaksınız? Veya diğer bir değiş ile pankreasınızı sürekli insülin salgılamaya mecbur bıraktığınız için vücudunuz birer karbonhidrat bağımlısı haline gelecek.

Peki, sonunda ne mi olacak:

  • Tekrar tekrar acıkacaksınız!
  • Yemek yedikten sonra bir ağırlık çökecek!
  • Su içsem yarıyor diyeceksiniz!
  • Spor yapıp istediğiniz sonucu alamayacaksınız!
  • Ve pazartesi diyete başlıyorum diyeceksiniz!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

Omega 3 ve D Vitamini Eksiliği Olanlar Dikkat

Omega 3 ve D Vitamini Eksiliği Olanlar Dikkat

Omega-3 ve D Vitamini eksikliği hayatımızdaki en önemli ve gizli sağlık problemlerindendir.

Vücudunuzdaki Omega-3 eksikliği kireçlenme, astım ve psikolojik bozukluklar gibi sayısız enflamatuvar durumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu eksiklik aynı zamanda kanser ve kalp hastalıklarının oluşma riskini de arttırdığı düşünülür.

Doktorunuz Omega-3 eksikliğiniz olduğunu söylüyor ise bunu ciddiye almalısınız çünkü bu durum Omega-6 ve Omega-3 oranlarının denge durumundan çıkmasına ve genel olarak enflamasyon düzeylerinizin artmasına neden olabilir, keza bu denge çok önemlidir.

Bugün şehir yaşamındaki insanların ortalama Omega-6 ve Omega-3 oranı ortalama 15:1 olarak görülmektedir. Bunu atalarımızın oranları ile karşılaştıracak olur isek, oranları 1:1’dir. Aradaki bu büyük fark beslenme bozukluğumuzun bir ispatı niteliğindedir.

Omega-3 yağ asitlerini yükseltme çabası, düşük karbonhidrat diyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu program sizi daha fazla balık ve yeşillik yemeniz ve gerektiğinde Omega-3 takviyesi almanız için cesaretlendirir. Bu ölçüler kilo vermenize yardımcı olacak ve sağlığınızı büyük ölçüde iyileştirecektir.

Siz pek fark etmeseniz de vücudunuzun diğer bir eksikliği D vitaminidir. Güneşe maruz kalmanın şeytanlaştırıldığı günümüzde güneş fobisinin güncel mantrası, insanların ya tamamen güneşten kaçınmalarına ya da ne zaman güneşe maruz kaldıklarında güneş kremlerine hücum etmelerine sebep olmuştur.

D vitamini eksikliğinin depresyon, göğüs kanserine karşı hassasiyet artışı, kilo alma ve insülin direncinde artışa sebep olduğu gözlenmektedir. Sonuç olarak vücudunuzdaki pek çok gerekli sürecin D vitaminine bir ölçüde bağlı olduğunu unutmayın.

Ne yapmalı?

  1. Sofra şekeri zehirdir. Kendisini veya içerdiği ürünlerden uzak durun.
  2. Balık yiyin!
  3. Ceviz, fındık ve badem yiyin!
  4. Ispanak yiyin!
  5. Uygun saatlerde güneşlenin!
  6. Eksiklik halinde doktorunuza danışarak Omega-3 ve D Vitamini takviyesi alın!
  7. Deniz yosunlarını tüketmeyi aklınızdan çıkarmayın! Kahverengi ve yeşil deniz yosunlarının sağılığınız için faydalı olduğunu unutmayın!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi Neden Önemli?

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi Neden Önemli?

Günümüzde besin olarak önümüzde sunulan gıdalar ne yazık ki Omega-6 yağ asitlerini içermektedir. Başka bir yandan da Omega-3 yağ asitlerinin tüketimi azalmıştır. Bu iki yağ asidi arasındaki olması gereken oran 1:1 iken bugün yapılan ölçümlerde görmekteyiz ki bu oran 1:10 – 1:15 arasındadır. Bu kötüdür!

Beynimiz için Omega-3 yağ asitleri hayati önem taşır. Beyin dokularımızın yaklaşık yüzde 25 ini oluşturan bu yağ asitleri ne yazık ki gerekli miktarda alınmadığında yerleri Omega-6 ile dolmaktadır.

Omega-6 ile dolu zarlar katı ve yavaştır. Daha az sıvının geçmesine izin veren kısmi olarak tıkanmış borular gibi hareket ederler. Günümüzde pek çok bilim insanı yüksek miktarda Omage-6 yüklü olan zarların, damarlarımızı tıkayan dejeneratif kalp ve sinir hastalıklarının ana sebeplerinden biri olduğunu düşünmektedir.

Omega-3’ler esnek ve etkin bir yapıya sahip yağ asitleridir. Aynı zamanda kırılgandırlar ve Omega-3 içeren besinler üreticilerin uzun raf ömrü sevdası açısından pek teşvik edici değillerdir. Bu sebeple bazı gıda firmaları bozulmayı önlemek veya geciktirmek için, Omega-3 yerine daha dayanıklı (buradaki dayanıklı negatif anlam taşır elbette!) yağlar kullanarak üretim yaparlar. Kullandıkları süreçlerin bir tanesi de yağ asitlerini hidrojenize etmektir. (örnek: Trans yağlar) Bu tip ürünleri tüketmemeniz sağlığınız için çok önemlidir. Ben bu tip yağlar motor yağlarıdır.

Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri hücre zarımızda bir park yeri edinebilmek için rekabet halindedirler. Eğer diyetinizde Omega-3 alımınıza dikkat ediyorsanız bile, Omega-6 içeren besinleri de azaltmanız gerekmektedir. Omega-3 seviyenizi olması gereken sınırlara taşımak için güvenilir bir takviye edici gıdaya başvurabilirsiniz.

Omega-3 düzeylerinizi iyileştirmeniz için size balık, yeşil yapraklı sebzeler, kahverengi deniz yosunları tüketmenizi öneririm. Buna rağmen istenilen seviyeye ulaşılmadığında doktorunuza danışarak eksikliğinize göre günde 1-2 gram takviye işinizi görecektir.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sports Nutritionist

Düşük Karbonhidrat Diyetinin Faydaları

Düşük Karbonhidrat Diyetinin Faydaları

Düşük karbonhidratlı beslenme sistemi son yıllarda sağladığı faydalar sayesinde hayli popüler olmakta. Bu sistem kısa süreli, sadece kilo vermek için uygulanmamalı. Asıl amaçlanan, karbonhidrat alımınızı düşürerek insülin ve leptin direncinden kurtulmanız ve Omega-3 alımınızı dengeleyerek daha sağlıklı bir hayata kavuşmanızdır.

Bu hayat tarzını benimsediğinizde size sağlayacağı faydalar:

  • Yapılan araştırmalarda kanser, kalp ve Alzheimer gibi hastalıkların en büyük sebeplerinden biri olan sofra şekerinden kurtulmak,
  • Hormon işlevlerinizi iyileştirmek ve diyabet hastası olma ihtimalinizi azaltmak,
  • Enerji seviyenizi arttırmak,
  • Metabolizmanızı hızlandırmak,
  • Yaşlanma sürecinizi yavaşlatmak.

Ve evet aynı zamanda fazla kilolarınızdan kurtulmak düşük karbonhidrat diyetinin başlıca hedefleridir. Her ne kadar sizi daha çok ilgilendirse de kilo kaybı bu beslenme sisteminde kaçınılmazdır.

Programın dikkat çektiği nokta, diyetimizdeki gereksiz ve faydasız sofra şekeri ve rafine karbonhidratlar ile birleşen Omega-6 bolluğunun sağlığımız üzerinde yıkıcı etkilerinin olmasıdır. Unutmayın ki bizler her yıl daha hasta ve fazla yağlı bir hale geliyoruz. Son otuz yılda diyabet hastalarının sayısındaki artışı biliyor musunuz? Peki, size sorarım, bilim bu kadar ilerlerken, neden diyabet ve buna bağlı olan hastalıklar neredeyse parabolik bir seviyede artış göstermekte? Kabul etseniz de etmeseniz de yıllar geçtikçe sağlıksızlaşıyoruz.

Biz abur cubur yedikçe hastalanıyoruz ve dünyanın yönetimsel dengesini oluşturan sağanak para yağışının altındaki dünyanın en büyük endüstrilerine yakıt sağlıyoruz. Bizim sağlığımız ne yazık ki yozlaşmış karmaşık devasa endüstriler tarafından yönetilmektedir:

  • Büyük ölçüde sağlıksız gıda ürünlerini üreten evrensel gıda endüstrisi, uzun raf ömrü için tasarlanmış ve bizim donanımızı daha fazla şeker yemek yönünde değiştiren bir tetikleyici oluşturdu.
  • Bizim ve çocuklarımızın abur cubur yemesine sebep olan, dalavere ile akla gelebilecek bütün olasılıkları kullanan bir pazarlama makinesi ile karşı karşıyayız.

Günümüzde devlet bütçelerinin hastalıkların tedavisi için bütçeleri her gün artar iken bazı ülkelerin bu yükün altında sıkıntı çektiğini unutmamak gerekir. Unutulmamalıdır ki bir hastalığın önlenmesi çok daha önemlidir. Bazı hastalıklar aktif olduktan sonra uygulanan tedavi yöntemlerinin samimiyeti hakkında şüphe duymaktayım ve neden hasta oluyoruz sorusunu kendime her sorduğumda beslenme düzenimizdeki yanlışlıklarımızın öne çıkması çok manidar.

Kan şekeri düzeyinizi dengelemenin ve buna bağlı olarak vücudunuzun içinde dolaşan fazla insülin seviyesinin size zarar verdiğini artık anlayın. Bunu yapmanın en kolay yolu da karbonhidrat alımını azaltmanızdır. Bunun kısa bir yolu yok. Sofra şekerini hayatınızdan çıkarın. Bu zehrin artık alkol ve sigara gibi kontrol edilmesinin sizce de zamanı gelmedi mi?

Sofra şekeri ve rafine karbonhidratları hayatınızdan çıkarınca:

  • Eskisi kadar kolay acıkmayacak,
  • Vücudunuzdaki fazla yağlardan kurtulacak,
  • Daha sağlıklı bir hale gelecek,
  • Erken yaşlanmayı önlemek için artık adım atmış olacaksınız.

Son olarak, yapmamanız gereken iki şeyi aklınızdan çıkarmayın.

  • Kalori saymak! Yakılan her kalori aynıdır ama alınan her kalori aynı değildir.
  • Kilo vermek için spor yapmak! Böyle bir şey yok! Spor yaparak kilo veremezsiniz. İstediğinizi yiyerek sonra spor yaparak kilo vermeniz hayaldir. Tabi adalara yüzebiliyor veya Bodrum’a bisikletle gidebiliyorsanız o başka! İşin şakası bir yana;

Kendiniz için bir şey yapın. Yemek için yaşamayın, yaşam sürenizi kısaltmayın.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sports Nutritionist

Leptin nedir? ‘Leptin’ İle İlgili Tüm Merak Edilenler

Leptin nedir? ‘Leptin’ İle İlgili Tüm Merak Edilenler

Çok bilinmemesiyle birlikte leptin vücutta oldukça önemli bir hormondur. Yağ hücrelerimiz tarafından salgılanır. Yağ hücreleri büyüdükçe salgıladıkları leptin artar.

Daha fazla yağ = daha fazla leptin.

Leptinin beyine, vücutta ne miktarda yağ depolandığını bildiren sinyaller gönderdiği tahmin edilmektedir.

Yemek yeriz -> Vücutta yağ depolanır -> Leptin artar -> Beyin leptini “görür” ve yemeyi durdurmamızı sağlar.

Bu temel olumsuz geribildirim döngüsüdür, üretim (leptin) girdiyi (yemek) azaltır. Bu da, beynin vücut yağ seviyesini nasıl uzun süre dar bir aralıkta tuttuğu tahmin edilen durumdur.

Bugünkü obezite problemi leptinin çalışmamasıdır. Leptin direnci burada insulin direnci gibi başımıza bela olmaktadır.

Obez insanlarda yüksek miktarda leptin bulunur, ancak bu beyine ulaşmaz ve bu nedenle yağ hücrelerinin yeterli enerjiyi depoladıkları ve kişinin yemek yemeyi durdurması gerektiği sinyalleri gönderilmez.

Bunun ne kadar önemli olduğunun farkında mısınız? O sinyaller gelmediği için sürekli acıktığınızın ve sürekli yemek yediğinizin farkında mısınız?

İnsülin – Yağ Depolanmasını Sağlar, Leptini Engeller!

Muhtemelen daha önce insülini duymuşsunuzdur.

Karbonhidrat(özellikle şeker) içeren bir yiyecek yedikten sonra pankreas tarafından salgılanan hormondur.

İnsülinin diğer işlevlerinden biri de vücudun glükozdan yağ sentezlemesini sağlamak ve sonra bu yağ hücrelerine tutabildikleri kadar yağ tutup depolamalarını bildirmektir.

Diyabet hastalarının insülin iğnesi vurulmaya başladıktan sonra kilo almaya başlamalarının başlıca sebeplerinden biri budur.

Yağ depolanmasını yönlendirmesinin yanı sıra, insulin beyine leptin sinyallerinin iletilmesini de engeller! Yani şekerli gıdalar tükettiğinizde doyduğunuzun farkına varmanız zorlaşır! Bunun size ne kadar zarar verdiğini anlıyorsunuz umarım.

Bununla Nasıl Başa Çıkılır?

Şu anda aşırı kilolu/obez iseniz, muhtemelen bu iki hormonla da zaten sorununuz vardır.

Neyse ki çözüm çok kolay. Yapmanız gereken ilk şey daha düşük karbonhidrat diyetine geçmenizdir. Sofra şekeri ve benzeri gıdaları diyetinizden hemen çıkarmalısınız.

Bu, kandaki insülin seviyesini düşürmenin en iyi yoludur.

Daha az karbonhidrat (özellikle şeker) tüketmek leptin direncinin bilinen diğer nedeni olan trigliseridi de azaltır.

Daha az karbonhidrat hem insülini düşürüp hem de leptin direncini artırıyorsa, o halde obeziteyle başa çıkmada da etkili olmalıdır. Yanılıyor muyum?

Yüksek miktarda karbonhidrat tüketmek size ciddi zararlar verebilir, çünkü insülin ve leptin direnci dahil obezitenin temel nedenlerini çözmek için bunun tam tersini yapmanız gerekmektedir.

Aksi takdirde artık yememeniz gerektiğini size anlatan hormonunuz çalışmıyor olacaktır.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sports Nutritionist

Okyanus Sebzeleri

Okyanus Sebzeleri

Yerin üstündeki sebzelerin tüketilmesinin sağlığımız için ne kadar faydalı olduğunu biliyoruz. Peki dünyanın büyük bir kısmını kaplayan sularda yaşayan sebzeler için aynı şeyleri söyleyebilir miyiz?

Evet! Hem de daha fazlası!

Bildiğiniz üzere deniz yosunu(algler) denildiğinde akla bir sürü renkte, tipte ve özellikte bitki gelir. Bu yüzden deniz yosunu kelimesi çok genel bir isim olmakla birlikte, suyun içinde hayatta kalabilmiş, ona göre evrimleşmiş ve/veya orda doğmuş bitki türlerinin genel adıdır.

Birçok farklı özellikleri ve buna bağlı grupları olması ile birlikte isterseniz renklerine göre bir bakış açısı getirelim.

Kabaca deniz yosunları, kahverengi, yeşil ve kırmızı olmak üzere üç grupta incelenebilir. Bu üç rengin ilk belirlenebilir ayrıştırıcı özelliği güneş ışıklarını nasıl yansıttıkları ve absorbe ettikleri ile ilişkilendirilir.

Yeşil yosunlar hemen hemen tüm sularda (tuzlu veya tatlı) yüzeye yakın bir şekilde yaşayabilen bir bitki türüyken, kahverengi yosunlar ise tuzlu ve kayalık olan temiz sularda daha soğuk-derin kıyılarda yaşayabilen bir türdür. (Kelp veya Ascophyllum Nodosum)

Hayatta kalması için, fotosentezin yeterli olmamasından kaynaklı (çünkü yeşil değil) olarak daha fazla besini absorbe etmeye ihtiyaç duyar! Aksi halde çok hızlı bir biçimde ölürler. Buradan yola çıkarak, kahverengi deniz yosunu, yeşil ve kırmızı yosunlardan daha narin yapısı ile birlikte daha fazla besleyici içeriğe sahiplerdir.

Yeşil yosunların en önemli özelliği ve faydası klorofilden gelir. Klorofil insan sağlığı için son derece gerekli olup, dokuların oluşması ve tamirinde, ülser mide asidi ve benzeri rahatsızlıklarda ve bence en önemlisi taşıdığı OKSİJEN miktarından ötürü, kanın oksijen dengesinin sağlanmasına destek olur!

Kahverengi yosunların ise içinde bulunan, Fucaxantine çok etkili bir antioxidant olarak insan vücudunun temizlenmesine serbest radikal ve ağır metallerden kurtulmasına destek olur. Buna ek olarak, etkili bir prebiyotik kaynağı olan kahverengi yosunlar bağırsak florasının ve buna bağlı olara bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.

Yeşil yosunların hücre duvarında selüloz bulurken, kahverengi deniz yosununun hücre duvarı selüloz ve alginik asitten oluşur. Alginik asit ise, ağız sağlığı bakımından da hayati bir önem taşır ki tükürük besinin doğru çalışmasından, dişlerin üzerinde oluşan çatlakların içinde mikrobiyal faaliyetlerin önlenmesine yardımcı olur. Alginik asit zaten kahverengi deniz yosununun CIVA barınmamasının en önemli sebebidir. Hücre zarından cıvanın geçişine engel olurken, vücudunuzdaki ağır metal seviyeleri arttıysa bununda dışarı atılmasına destek olur.

Bir farklı özelliğe değinecek olur isek, fotosentetik pigment olarak yeşil algler “klorofil a ve b” içerirken kahverengi yosunlar “klorofil a,b ve xanthophylls” içerir!

Xanthophylls ; balıkta ve kahverengi deniz yosununda bulunan bu madde, etkili bir antoksidant olup ; gözler için etkili olan A vitamini üretiminde etkili bir katalizör, bağışıklı sistemi için etkili bir enfeksiyon önleyici, erkeklerde çinko ile birlikte çalışabilen daha kaliteli sperm üretimi için aktif bir yol göstericidir.

Aslında tüm yosun türleri doğru hasat edilip temiz sulardan toplanıyor ise insan sağlığına faydalıdır.

Okyanus sebzeleri sağlığın korunmasına yardımcı olan birçok besin kaynağının deposudur. Vücudunuzun ihtiyacı olan iyot, kalsiyum, potasyum, demir ve magnezyum içeren bu okyanus sebzeleri 10’dan fazla vitamin, 20 amino asit ile sizi destekler!

Deniz yosunlarının sağlığa faydaları:

Diyetlerinizde yağ yakımının artmasına,

Vücudun bağışıklığını artırmaya,

Toksinlere ve radyoaktif elementlere karşı direnmeye,

Tiroit bezinin doğru çalışmasına,

Metabolizmanın doğal bir yolla korunmasına,

Düşük tuz diyetinden dolayı önemli minerallerin eksikliğine,

Kalsiyum içeriğiyle kemikleri güçlendirmeye, yardımcı olur!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,
Sencer Bulut
International Sport Nutritionist

Selülit Nedir? Selülitlerden Kurtulmanın Yolları Nelerdir?

Selülit Nedir? Selülitlerden Kurtulmanın Yolları Nelerdir?

Selülit hayatları boyunca kadınların birçoğunun erkeklerinse bir kısmını etkileyen normal bir oluşumdur. Selülitin pütürlü ve çukurlu bir görüntüsü vardır. Buna yapılan en yakın benzetme ise portakal kabuğudur. Peki selülitlerden kurtulmanın yolları nelerdir?

Deri altındaki yağ tabakası bağlayıcı dokulara ve şişkinliklere baskı yaptığında portakal kabuğu ya da çökelek görünümüne sebep olarak ciltte buruşmalar oluşur. Kadınlar açısından selülit oluşma riski yaş ilerledikçe ve menopoz dönemine yaklaşıldıkça artar.

Hormonsal değişiklikler özellikle de östrojen seviyesinde azalma kan dolaşımında değişikliklere ve kolajen üretiminin azalmasına sebep olabilir. Büyüyen ya da sayıları artan yağ hücreleri ile daha ince kolajen tabakasının ve kan sağlamadaki değişikliklerin birleşimi selülite sebep olabilir.

Selülitin tıbbi ismi jinoid lipodistrofidir.

Bu durumun oluşmasına etki eden pek çok sıralı ve eş zamanlı süreç olduğu için tek bir sebep faktörüne nokta atışı yapmak açısından kesin nedenleri ve fizyopatolojisi zordur.

Yapısal değişiklikler hormonsal dengesizliklere bağlı olarak oluşabilir. Menopoz döneminde östrojen hormonunun azalması belirgin bir şekilde selülit oluşum potansiyelinizi arttırır.

Diğer risk faktörleri arasında yağ moleküllerinin parçalanmasında ve depolanmasında gerekli olan yüksek insülin ve katakolamin seviyesi bulunmaktadır.

Beslenmede yüksek karbonhidrat seviyesi, yağ oluşumunu ya da yağ hücrelerinin şekillenmesini ve mevcut hücrelerin büyümesini destekleyen hiperinsülinemi riskini arttırır. İşte burada her zaman üzerinde durduğumuz şeker yine karşınıza bir diğer zararı ile çıkmaktadır. Düşük karbonhidratla beslenen insanlarda selülit oluşumu, yüksek karbonhidrat tüketenlere göre gözle görülür bir biçimde az oluşma eğilimi gösterir.

Kadınların bağlayıcı dokular ve yağ hücrelerinin şekillerinde erkelerle karşılaştırıldığında belirgin bir fark olduğu için kadınların selülit oluşum riski daha yüksektir. Kadınlardaki yağ hücreleri deri altında dikey olarak düzenlenme eğilimindedir. Bu yüzden bu problem erkeklerin çok canını sıkmasa da kadınların hiç hoşlanmadığı ve ortadan kaldırmak için birçok yola başvurduğu bir problemdir.

Uzun süre oturmak ve hareketsiz bir yaşam tarzı kan dolaşımında değişikliklere sebep olabilir ve selülit oluşum riskini arttırabilir. Sigara içenlerde olası dolaşım bozukluk riski arttığı için selülit oluşum riski yüksektir. Bu oluşan selülitleri yok edeceğini iddia eden kremler ile çözüm aramak gerçekçi ve tam etkili bir yaklaşım değildir.

Beslenme Değişimi

Yüksek insülin seviyesi vücudunuzun ürettiği yağ miktarını arttırır. Selülit boyutları artan yağ hücrelerinden kaynaklanır ve alınan net karbonhidrat (şeker gibi) miktarını arttırdığınızda vücudunuz da ürettiği insülin miktarını arttırır. Mevcut kilonuzu korumanın, selülit riskini azaltmanın ve olası diyabet riskini azalmanın en önemli yollarından biri düşük net karbonhidrat ve yüksek sağlıklı yağ içeren bir beslenme şeklidir.

Vücudunuzdaki yağ oranınızın azalması hem selülit görünümünde azalmayla ilişkilendirilir. Bir çalışmada, araştırmacılar katılımcıların çoğunun kalça kaslarının ağırlığında ve yağlanmasında önemli ölçüde azalma ile birlikte kilo kaybına bağlı selülit görünümlerinde azalma olduğunu bulmuştur.

Selülitle Mücadelede ve Spor

Egzersiz, cildin portakal kabuğu görünümünü azaltmak, selülit gelişimini önlemek ve yağ depolarının altındaki kasları güçlendirmek için önemli bir yoldur. Egzersizin kan şekeri riskinizi azaltma ve sağlıklı bir kiloda kalma gibi pek çok faydaları da vardır. Kalça kaslarınızı sıkılaştırırken selülite meyilli bölgelerden kurtulmanıza da yardımcı olur.

Sigarayı Bırakın

Sigara içmek kan akışını ve kaliteli kolajen üretimini azaltır. Kolajen ve elastin selülit görünümünü ve ilerlemesini azaltmada yardımcı olur. Bununla birlikte sigara içmek erken oluşacak kırışıklıkları tetikler ve kuru ve renksiz bir cilt riskini artırır.

Kısaca toparlarsak;

Düşük karbonhidratlı bir beslenme sistemine geçmenizi,

Şekerli ve asitli içecekler yerine, su ve yeşil çay içmenizi,

Sigara ve alkolden uzak durmanızı,

Spor yapmanızı veya daha hareketli olmanızı,

Doktorunuza danışmadan bir ürün kullanmamanızı diler ve öneririm.

 

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sports Nutritionist

Önce Vücudunuzdaki Yağları Yakın!

Önce Vücudunuzdaki Yağları Yakın!

Aslında yeme eylemini biz kendimiz değil bu eylemi hücrelerimiz gerçekleştiriyor. Yiyeceği ağzımıza atmamız, yiyeceğin çiftlikten markete oradan da ağzımıza gönderilmesinin devamı niteliğindedir; yiyecek daha sonrasında kan akışımız aracılığıyla hücrelerimize taşınır. Yeme eylemini gerçek anlamda gerçekleştirenler hücrelerimizdir ve kendilerini yenilemek için yağ ve bileşenlerine ihtiyacı vardır.

Hücreler enerji ihtiyacı için yalnızca iki kaynağa ihtiyaç duyarlar. Şeker ya da yağ tüketebilirler. Hücre sağlığı ve kendi sağlığınız birincil olarak hücrelerin yaktığı yakıtlarla belirlenir.

Sağlığımızı korumayı tek bir cümlede özetlemek gerekirse; sağlık ve yaşam, bir insanın yaşamı boyunca şekere karşın yaktığı yağ oranıyla belirlenir. Bir kişi enerji kaynağı olarak ne kadar çok yağ yakarsa bir o kadar sağlıklı olur ve uzun yıllar yaşama ihtimali bir o kadar artar. Bunun karşılığında bir insan ne kadar çok şeker yakarsa, hastalıklara yakalanma ve yaşam ömrünün kısa olma ihtimali bir o kadar artar.

Bir kişi yağ yakmayı ve yağ yakıcı haline gelmeyi nasıl öğrenir? Birincil enerji kaynağını şekerden yağa nasıl çevirir?

Bir işten en iyi verimi onu sıkça yaparak alırız. Sık sık tenis ya da golf oynayarak iyi bir tenisçi ya da golfçu olabilirsiniz. Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi vücudunuz da sıkça yağ yakarak yağ yakmaya alışır. Bu bir adaptasyondur. Ancak insanların çoğu şeker yakmaya alışkındır; çünkü bu güne kadar siz fark etmeden vücudunuzu bir şeker bağımlısı haline getirmişsinizdir.

Vücudunuz alışkın olduğu şeyleri yapmayı tercih eder.

Vücudunuz çok fazla şeker depolayamaz ve bunların çoğunu yağ olarak depolarsınız – ve pek çok insanda bu yağlar “dolapta” depolanır. Çünkü vücudunuz daha sonra kullanmak için enerji kaynağı olarak yağı depolar ve daha sonra yakmayı tercih eder keza siz buna asla izin vermezsiniz!

Ancak şeker ve yağı birlikte tüketirseniz, vücudunuz ilk önce şekeri yakacaktır. Ben vücudun şekerden kurtulması için tek yolun onu yakmak olduğuna inanırım. Vücudunuzdaki şeker yüksekliği gün geçtikçe insülin direncine ve buna bağlı olarak diyabet ve birçok kronik hastalığa sebep olacaktır.

Şeker yediğiniz sürece yağ yakamazsınız!

Unutmayın insanlar yağ tükettikleri için kilo almazlar, buradaki suçlu şekerdir!

Obez insanlar çok yemek yediği için obez olmamıştır, obez oldukları için çok yemek yerler! Bu insanları çok yedikleri için böyle olduklarını düşünmek bilimle asla örtüşmeyecektir. Doğru gıdaları tükettiklerinden artık obez olmayacaklardır! Hormonel olarak insülin direncinin kurbanıdırlar!

Buradaki problem insülin direncine bağlı olarak vücudunuzdaki yüksek şekerdir. Bu da yanlış beslenmenizden kaynaklanır.

Neredeyse herkesin, halkın ve bazı tıp uzmanlarının inançlarının aksine diyabetin bir kan şekeri hastalığı değil insülin sinyali hastalığı olduğuna dikkat etmek gerekir.

İnsülin direnciyle ilgili temel probleme odaklanmadan kan şekerinin düşürülmesi en iyi ihtimalle sizi bir yere götürmeyecektir ancak çoğu kez daha da kötüleşmenize neden olabilir Benzetme yapmak gerekir ise, evinizin içinde kir, çöp ve pislik varken bu pisliği halının altına itmek, vücuttaki şekerden kurtulmadan, sentetik ilaçlar ile yerini değiştirmeye benzer! Şeker hala vücudunuzdadır!

Bizler gerçekte birer hücre kolonileriyiz. Tek bir birey değiliz. Uyum içinde yaşamaya çalışan 10-15 trilyon birey-hücresel hayatlardan oluşmaktayız. Bu, 10 trilyon canlının tek bir birey gibi yaşaması olarak algıladığımız, hormonal emirlerle düzenlenmiş açık bir davranışın göstergesidir. Gerçekten çok incelikle ayarlanmış bir karınca veya arı kolonisi gibi düşünebilirsiniz.

Sağlıklı kalmak için vücudunuzdaki şekerden kurtulmalısınız!

Vücudunuzdaki şekerden kurtulmak için, yenisini eklemeyin! Şeker yemeyin! Şekere ihtiyacınız yok!

Hareket edin! Yürüyüş yapın. Yaşınız ve vücudunuz elverdikçe temiz havada spor yapın!

Yeşil sebzeleri tüketin! Bu lifler sağlıklı bir bağırsak florası için çok önemlidir.

Asitli içecekler, meyve suları, sporcu içeceklerinden uzak durun! Su için! Çay için! Kahve için! (şekersiz elbette!)

Sürekli atıştırmayın! Her atıştırma kan şekerinizi yükseltecektir! Depolarınız yeterince dolu! Enerji ihtiyacım var diye kendinizi kandırmayın!

Yumurta yiyin! Tereyağı yiyin! Mümkünse ev yapımı yoğurt ve turşu yiyin!

Paketlenmiş gevreklerden kesinlikle kaçının! Hızlı, kolay diye tok tutsun diye bu tür hazır ürünleri tüketmeyin! Aç kalın, açlık vücudunuza fayda sağlayacaktır. Zamanınız olduğunda gerçek gıdaları tüketin!

Kalori saymayın! Kalori sayımının doğru olmadığı Amerika ve Avrupa’da sayısız çalışma ile kanıtlandı! Hala insanların kalori saydığını görüyorum! Her kalori aynı değildir! Düşük kalorili diyet yaparsanız, kısa vadede kilo verseniz de hepsini ileriki zamanda geri alacaksınız! Belki de daha fazlası ile!

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sport Nutritionist

Diyabetlilerin Kaçınması Gereken 7 Gıda

Diyabetlilerin Kaçınması Gereken 7 Gıda

Diyabet insanlar  arasında salgın hastalık seviyesine ulaşan kronik bir hastalıktır. Her geçen gün artması da sağlıksız beslenmenin artık kontrol edilemeyecek boyutlara ulaşmasıdır. Yazımın başlığına dikkat çeksin diye “diyabetlilerin” yazdım, aslında herkesin kaçınması gereken gıdalardan bazıları bunlar. Zaten bu tip yüksek karbonhidratlı gıdalar tüketimi diyabet olmanın en büyük etkenlerinden biri.

Kontrol altına alınmayan diyabetin kalp hastalığı, böbrek hastalığı, körlük ve diğer komplikasyonlar gibi ciddi sonuçları vardır.

Pre-diyabetin de bu koşullarla bağlantılı olduğu bilinmektedir.

En önemlisi, yanlış gıdaları tüketmek kan şekeri ve insülin seviyenizi artırır ve iltihaplanmayı teşvik eder, bu da hastalık riskinizi artırır.

Karbonhidrat Diyabetli İnsanlar İçin Neden Önemlidir?

Karbonhidrat, protein ve yağ, 3 makro besindir.

Bu üçlünün içinden karbonhidrat, kan şekeriniz üzerinde en büyük etkiye sahip olandır.

Karbonhidratlar nişasta, şeker ve lif içerir. Bununla birlikte, lif diğer karbonhidratlarla aynı şekilde vücuda sindirilmez ve emilmez, bu nedenle kan şekerinizi yükseltmez.

Bir gıdanın içindeki toplam karbonhidrattan lifleri çıkarmak size sindirilebilir “net” karbonhidrat içeriğini verecektir.

Diyabetli insanlar karbonhidrat tükettiklerinde, kan şekerleri tehlike yaratacak kadar yüksek seviyelere çıkabilir.

Zamanla bu yüksek seviyeler, kalp rahatsızlığı, böbrek hastalığı ve diğer ciddi sağlık koşullarına yol açabilecek şekilde vücudunuzdaki sinirlere ve kan damarlarına zarar verebilir.

Düşük karbonhidrat alımını sürdürmek kan şekeri artışlarını önlemeye yardımcı olur ve diyabetin komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Bu nedenle aşağıda listelenmiş olan gıdalardan kaçınmak oldukça önemlidir.

1. Şekerli ve “Light” İçecekler

Şekerli içecekler diyabetli kişiler için olabilecek en kötü seçimdir.

Öncelikle oldukça yüksek oranlarda karbonhidrat içerirler, örneğin bir kutu (330 ml) asitli içecek 30-40 gram karbonhidrat içermektedir.

Bir kutu tatlandırılmış soğuk çay ve limonata da şekerden kaynaklanan 36 gram karbonhidrat içerir.

Buna ek olarak, bu tür içecekler yüksek oranda früktoz içermektedir ve früktoz, insülin direnci ve diyabetle kuvvetli şekilde ilişkilidir. Gerçekten de, çalışmalar şekerli içeceklerin tüketilmesinin karaciğer yağlanması gibi diyabet ile ilişkili durumların riskini artırabileceğini önermektedir.

Dahası, şekerli içeceklerdeki yüksek früktoz seviyeleri, göbek bölgesinin yağlanmasına ve potansiyel olarak zararlı kolesterol ve trigliserit düzeylerinin artmasına neden olan metabolik değişikliklere yol açabilir.

Buna önlem olarak, “diyet” veya “light” ürünler tüketmek, tatlandırıcı adı altındaki kimyasalları vücudunuza sokmanıza ve sayısız zararı görme ihtimalinizi güçlendirir! Su için! Çay için! Kahve için! Kimyasal, renkli sıvıları içmeyin!

2. Ekmek, Makarna ve Pirinç

Ekmek, pirinç ve makarna yüksek karbonhidrat içeren işlenmiş gıdalardır.

Ekmek, simit ve diğer rafine unlu gıdaları tüketmenin, tip 1 ve tip 2 diyabetlilerde kan şekeri seviyelerini önemli ölçüde artırdığı gözlemlenmiştir.

Ve bu durum sadece buğday ürünlerine özgü değildir. Bir çalışmada, glütensiz makarnaların da, kan şekeri seviyesini yükselttiği, pirinçten üretilenlerin ise en fazla etkiye sahip olduğu ortaya çıkarmıştır.

Bu tür işlenmiş gıdalar az miktarda lif içerir, bu da şekerin kan dolaşımına emilimini hızlandırır! Bu kötüdür.

Buna ek olarak, kepekli ekmek, çavdarlı ekmek, kepekli pirinç yiyerek bu tehlikeden uzak olduğunuzu asla düşünmeyin. Bu ürünler karbonhidrattır ve reklamlarda anlatıldıkları gibi masum değillerdir. Diyabetseniz hiç, değilseniz kontrollü tüketmekte fayda var. Bana sorarsanız hiç!

3. Kahvaltılık Mısır Gevrekleri

Diyabetseniz, kahvaltıda mısır gevreği yemek, güne başlamak için en kötü yollardan biridir.

Kutularında sağlıklı olduklarını iddia etmelerine rağmen, çoğu mısır gevreği işlenmişlerdir ve birçok insanın fark ettiğinden daha çok karbonhidrat içerirler.

Buna ek olarak, gün boyunca kan şekeri seviyesini sabit tutarken tok ve mutlu hissetmenize yardımcı olan proteini çok az içerirler.

Hatta “sağlıklı” olduğu söylenen mısır gevrekleri bile diyabetliler için iyi bir seçim değildir.

Kan şekerini ve açlığı kontrol altında tutmak için, kahvaltılık gevrekleri atlayın ve bunun yerine, protein esaslı bir düşük karbonhidratlı kahvaltı seçin. Omlet yiyin, domates, peynir, salatalık ve zeytin yiyin. Paketlenmiş ne olduğu belli olmayan sözüm ona gıdaları tüketmeyin!

5. Kuru Meyveler

Bırakın kurusunu diyabetliler sizce meyve yemeli mi diye sorarsanız HAYIR derim. Bir de buna ek olarak kurutulmuş meyve?

Meyve kurutma işlemi, bu besin maddelerinin daha da yoğunlaşmasına yol açan bir su kaybına neden olur.

Ne yazık ki, kuru meyvenin şeker içeriği de daha yoğunlaşır.

Bir kase taze üzüm 1 gramı lif olmak üzere 27 gram karbonhidrat içerir. Ancak bir kase kuru üzüm 5 gramı lif olmak üzere 115 gram karbonhidrat içerir.

Buna göre, kuru üzüm taze üzümden üç kat fazla karbonhidrat içerir. Diğer kuru meyveler de taze hallerine göre daha fazla karbonhidrat içerir.

Diyabet hastasıysanız, meyvelerden tümüyle vazgeçmek zorunda değilsiniz. Böğürtlen, dut, çilek gibi taneli meyveleri veya küçük bir elma gibi az şekerli meyveleri canınız çok çeker ise az miktarda kontrollü tüketebilirsiniz.

Ben sizin yerinizde olsam, oradan alacağım vitamin ve mineralleri früktoz içermeyen sebzelerden alırım.

6. Meyve Suyu

Meyve suyunun genelde sağlıklı bir içecek olduğu düşünülürken, kan şekeri üzerindeki etkileri gazoz ve diğer şekerli içeceklere benzer. Sağlık falan değildir.

Bu hem tatlandırıcısız %100 meyve suları hem de şeker ilaveli türleri için geçerlidir. Bazı durumlarda, meyve suyu gazozdan daha fazla şeker ve karbonhidrat içerir.

Şeker ilaveli içecekler gibi meyve suyu da früktoz içerir. Früktoz insülin direnci, obezite ve kalp hastalıklarına neden olan şeker türüdür.

1 gramdan daha az karbonhidrat içeren ve neredeyse kalorisi olmayan, limon dilimi eklenmiş su tüketmek çok daha iyi bir alternatiftir.

7. Patates Kızartması

Diyabet hastasıysanız patates kızartmasından uzak durmalısınız. Pardon patatesin tümünden uzak durmalısınız!!!

Patates yüksek karbonhidrat içerir. Kabuklu orta boy bir patates 4 gramı lif olmak üzere 37 gram karbonhidrat içerir.

Ancak, kabukları soyulup bitkisel yağda kızartıldıklarında, yalnızca kan şekerinizi yükseltmekle kalmazlar.

Bol yağda kızartılmış yiyecekler, iltihaba sebep olarak hastalık riskini artıracak AGE’ler ve aldehitler gibi toksik bileşiklerin yüksek miktarlarda üretildiği gösterilmiştir.

Aslında, pek çok çalışma patates kızartması ve kızartılmış diğer yiyecek tüketiminin kalp hastalığı ve kansere yol sebep olma ihtimalinin arttığını göstermiştir.

Aslında;

Diyabet hastasıysanız, hangi yiyeceklerden uzak durmanız gerektiğini anlamak kolaydır.

Karbonhidrat miktarı 100gramında 5gramdan fazla ise tüketmeyeceksiniz! Kan şekerinizi yükseltecek gıdalardan kaçının!

Kan şekerinizi yükselten ve insülin direncinizi artıran yiyeceklerden uzak durmak sağlığınızı korur ve gelecekteki diyabet komplikasyon risklerini azaltır.

“Hayatta kalmak için vücut karbonhidrata ihtiyaç duyar” Yalanı ne yazık ki popülerdir ve sağlıksız, paketlenmiş ürünlerini satmak için uydurulmuştur.

Sevgi ve Sağlık ile Kalın,

Sencer Bulut

International Sports Nutritonist