Früktoz

Früktoz

Früktoz; bal, pekmez, agave, meyve, sofra şekeri (sakaroz) ve yüksek früktozlu mısır şurubu (HFCS) gibi ağzımıza tatlı gelen maddelerde bulunan basit bir şekerdir. Birçok bitkide bulunan ve disakkarit sakaroz oluşturmak için genellikle glukoza bağlanan basit bir ketonik monosakkarittir. Glukoz ve galaktoz ile birlikte üç diyet monosakkaritinden biridir ve sindirim esnasında doğrudan kana emilir.

Yüksek früktoz tüketimi kendine özgü metabolizması nedeniyle Metabolik Sendrom’a neden olur ve sonuçları şunlardır:

1- Hücre içi ATP tükenmesi

2- Ürik asit üretimi

3- Endotel disfonksiyonu

4- Oksidatif stres ve

5- De novo lipogenesis (Yeni yağ oluşumu) (DNL).

Früktoz ile ilgili diğer bir problem, tabiatı gereği asla yalnız kalmamasıdır; her zaman glikoz ile bağlanır ve bu yüzden karaciğer için çifte sorun oluşturur.

Früktozun aşırı tüketimi ile metabolik sendromun gelişimi (obezite, dislipidemi, hipertansiyon, insülin direnci, proinflamatuar durum, protromboz) bağlantılı olabilir. Karaciğerdeki früktozun hızlı metabolizması ve buna bağlı hepatik adenosin trifosfat (ATP) düzeylerinde meydana gelen düşüş, mitokondriyal ve endotelyal disfonksiyon ve obezite, diyabet ve hipertansiyona yatkınlık yaratacak değişiklikler ile ilişkilendirilmiştir. 

Früktoz ve Karaciğer

Sindirilen karbonhidratlar hepatik de novo lipojenez (DNL) için büyük bir uyarıcıdır ve NAFLD’nin (alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığı) gelişiminde doğrudan payı olma olasılığı daha yüksektir. Vücuttaki her hücre glikoz kullanabilirken, früktoz sadece karaciğer tarafından metabolize edilebilir.

California Üniversitesi Endokrinoloji Bölümünde Pediatri Profesörü Dr. Robert Lustig’e göre, früktoz; “kronik, doza bağımlı olan bir karaciğer toksini” dir. Ve tıpkı alkol gibi, früktoz da glukoz gibi hücresel enerjiye değil doğrudan yağa metabolize olur.

Dr. Lustig, früktoz ve onun fermantasyon yan ürünü olan etanol (alkol) arasındaki üç benzerliği vurgular:

1- Karaciğerinizin früktoz metabolizması alkole benzerdir, her ikisi de karbonhidratını yağa dönüştürmek için substrat görevi görür, ki bu da insülin direncini, dislipidemiyi (kan dolaşımındaki anormal yağ seviyelerini) ve karaciğer yağlanmasını destekler.

2- Früktoz, proteinler ile Maillard reaksiyonuna uğrar. Bu, süperoksit serbest radikallerinin oluşumuna yol açar ve bu durum etanolün ara metaboliti olan asetaldehide benzer şekilde karaciğer iltihabına yol açabilir.

3- Prof.Dr. Robert Lustig, “früktoz doğrudan ve dolaylı olarak beynin hedonik yolunu” uyararak“, alışkanlık ve muhtemelen bağımlılık yaratır; aynı zamanda etanolle paralel reaksiyon gösterir”.

Colorado Üniversitesi’ndeki Nefroloji Uzmanı Dr. Richard Johnson’a göre:
“Hayvanlara früktoz verirseniz, iştahlarını kontrol etme yeteneklerini kaybederler, daha fazla yer ve daha az egzersiz yaparlar. Früktoz, kilo alımında doğrudan rol oynamaktadır”.

İştahı kontrol etme yeteneğini kaybetmek, “Leptin Direnci” i yaptığı, daha sonra obeziteye, karaciğere ve diğer sorunlara dönüşen “Metabolik Sendrom” olarak adlandırılan bir gruba girdiği şeydir.

Karaciğer, früktozun meyvelerden mi yoksa sofra şekerinden mi olduğunu ayırt edemez. Sadece temizlemek zorunda kalır.

Fruktoz ve Kan Şekeri

Früktoz karaciğer tarafından yağa metabolize edilir. Bu yüzden, meyve şekerinin früktoz kısmı kan şekerini etkilemeyecektir, fakat kesinlikle karaciğeri stres altında bırakacaktır. Ayrıca, früktoz ve glikozun karıştırılarak früktozun kan şekerini düşürdüğünü göstermek aldatmacadan başka bir şey değildir.

Herkes kan glikometrelerinin früktozu ölçmediğini bilir. Ve bir glikoz çözeltisini früktozla seyreltirseniz, açıkça glikoz konsantrasyonu daha düşük olacaktır.

Früktoz Satışı İçin Kullanılan Argümanlar

1- Früktoz kan şekerini yükseltmez. Ancak size früktozun neden olduğu karaciğere ve genel sağlığa verdiği zararı asla söylemezler.

2- Meyveler doğaldır, bu yüzden onlar iyidir. Açıkçası, karaciğerin bir beyni veya gözü yoktur. Meyvelerden gelen veya sofra şekerinden gelen früktoz arasında ayrım yapamaz.

Kalın Sağlıcakla,

Sencer Bulut

En İyisi, İkisini Birleştirin

En İyisi, İkisini Birleştirin

Otofaji, zarar görmüş veya artık işimize yaramayan proteinlerin veya bütün organellerin bozulduğu ve bu süreçte kurtarılan her bir bileşenin yeni hücresel yapıları oluşturmak için bir enerji kaynağı olarak geri dönüşümünün sağlandığı, her hücre içerisinde faaliyet gösteren doğal bir mekanizmadır.

Protein ve organellerin, ihtiyaç kalınmadığı maddelere çözünmesini sağladığı ve geri dönüşüm maddelerinin hücre tarafından ya enerji ya da yeni yapı sentezi olarak kullanıldığı bir hücresel süreçtir.

Sorunlar bu sürecin yavaşladığı zamanlarda ortaya çıkmaktadır ve bu yığınlar düzgün bir şekilde temizlenmezler ise; sağlığımıza ciddi şekilde etki eden hücresel çöp yığınlarına neden olur.

Lizozom, otofajiden sorumlu olan organeldir ve hücresel atıkları çözmek için yıkımda görevli olan enzimleri içerir (hücrenin midesi de diyebiliriz).

Maalesef, yaşımız ilerledikçe otofaji yavaşlar ve bunun da özellikle nörolojik dejeneratif hastalıklar olmak üzere tüm yaşlanmaya bağlı hastalıklarla ilişkisi vardır.

Otofaji, hücrelerimizin sağlığı için çok önemlidir ve yetersiz bir otofaji ise, hastalıklara ciddi boyutta katkı sağlayan hasarlı hücre bileşenlerinin temizlenememesi sebebiyle çeşitli yaşlanmaya bağlı hastalıklara yol açmaktadır. Yaşımız ilerledikçe otofaji yavaşlar ancak onu kontrol edebilecek güce de sahip olduğumuzu unutmamak gerekir.

Yaşlandıkça, iki büyük sorun ortaya çıkar: otofaji yavaşlar ve mitokondri zarar görmeye başlar. Bu nedenle, yaşınız ilerledikçe, otofaji sizin için çok daha fazla önem taşımaktadır.

Yaşlı/zarara görmüş mitokondriyi çıkarmak ve yenisi/daha iyisi ile değiştirmek ise hücrelerimizin sağlığı için hayati öneme sahip; çünkü bunlar, pek çok yaşlanmaya bağlı hastalıklara katkı sağlayan zarar verici molekülü ortadan kaldırmaktadır.

Otofaji çok düzenlemeli bir süreçtir; bu yüzden, onu açıp kapayacak bir yol yoktur. Açlık halinin (fasting) otofajiyi aktive ettiği ispatlanmıştır ve insülin/IGF-1 ve mTOR yollarının down-regülasyonunun bunda büyük rol oynadığına inanılmaktadır.

Aç kalmak (fasting) ise otofajiyi aktive etmek için çok kısa ve etkili bir yaklaşımdır. Aç kalmanın hayvan modelleri üzerinde otofajiyi aktive ettiği açık; ancak insanların otofajiyi aktive etmeleri için ne kadar süre aç kalmaları gerektiği ise tam olarak bilinememektedir. Kişiden kişiye bu durum değişmekte olup burada bu arzu edilen katabolik sürece geçmenin insülin seviyesi ile direk olarak ilgisi olduğu düşünülmektedir. Herkeste salgılanan insülin miktarları tamamen aynı olmadığından (ve karbinhidrat intöleransları) standart bir açlık saati vermek söz konusu olamaz diye düşünüyorum.

Ketojenik diyet ise, pek çok şekilde aç kalmaya benzer ve hayvan modelleri üzerinde otofajiyi tetiklediği gösterilmiştir. Bu da açlığa karşı umut verici bir alternatiftir. Ben yine de onun yerine bunu yapmak daha iyidir gibi bir çıkarımda bulunmuyorum. İkisinin de birbirini destekleyen yollar olduğunu düşünüyorum.

En İyisi, İkisini Birleştirin!

Ketojenik diyet ile ilgili olarak yukarıda belirtilen aralıklı açlık (intermittent fasting) uygulamasından birisini kullanmak, aç kalma şokuna en iyi alternatif gibi görünmektedir.

Otofaji, sandığımız kadar basit değildir, ancak nasıl çalıştığına dair mevcut anlayışa göre, en azından denemeyle zarar vermeyecek yaşam biçimi uygulamaları bulunmaktadır. Tüm bunlara yönelik yapılan ikaz, bu süreçlerin her zaman çalışır ya da çalışmaz durumda olmasını istemememizdir ve kesinlikle her zaman katabolik bir durumda olmak istemeyiz. Otofajiyi engelleyen bu büyüme faktörleri aynı zamanda kas kütlesinin artmasına, yaralarımızın iyileşmesine ve büyüme ve gelişme için birçok hücresel işlemin düzenlenmesine izin verir.

Sonuç olarak, otofaji, hücrelerimizin sağlığı için kesinlikle gerekli olan ve yaşlandıkça dikkat edilmesi gereken son derece önemli bir hücresel işlemdir.

Şahsi tavsiyem, düşük karbonhidratlı bir beslenmeye geçmeden açlık halini (fasting) denemeyin. Bu size adaptasyon aşamasında zorluk çıkaracaktır. Önce LCHF ve/veya Ketojenik bir beslenme sistemine adapte olun sonrasında aralıklı açlık (intermittent fasting) ile destekleyebilirsiniz. Daha verimli sonuç alacağınıza eminim…

“Yaşam tarzımız pek çok kronik hastalığımıza yol açan nedenlerden biri olduğu gibi bu hastalıkları iyileştiren tedavi de olabilir.”

Sencer Bulut

Sports Nutritionist